

Meis Adası, Kaş’tan bakıldığında koca bir kaya parçasını andırır. Bir çanak görünümündeki kayalık kütlenin ön tarafında yer alan düzlük ise liman haline getirilmiştir. Limanın çevresine sıralanan evler adaya küçük, sakin bir liman kasabası atmosferi kazandırır. Adanın neredeyse tamamı kayalıklardan oluşsa da üst bölümünde küçük bir havalimanı, adanın tek taksisi, malzeme taşımaya yarayan eski bir kamyonet ve bir minibüs bulunuyor. Liman çevresine dizilmiş kafeler, lokantalar ve denize bakan restore edilmiş eski evler Meislilerin sıcak ve cana yakın karakterini yansıtır.
Teknemiz limana yanaşırken bir evden yükselen Zeki Müren şarkıları hepimizi şaşırtıyor. Adadaki ilk ziyaretimiz, bu hoş sürprizin sahibi olan 65 yaşındaki Rum balıkçı Matsos Manolis’e oluyor. Yaşlı balıkçı ağlarını onarırken bir yandan da çalan Türk sanat müziğiyle adeta bizi kendi dünyasına davet ediyor. Çevirmen ararken duyduğumuz ilk Türkçe sözler ise şaşkınlığımızı iki kat artırıyor: “Hoş geldiniz, nasılsınız?” Meis’te yaklaşık 500 kişi yaşıyor ve çoğunluğu ileri yaşlarda. Genç nüfus yok denecek kadar az. Ada halkı balıkçılık, süngercilik ve turizmle geçimini sağlıyor. Yazın haftada üç yolcu gemisinin uğradığı adaya kışın sadece bir gemi geliyor. Limanda küçük kahveler, birkaç restoran, bir bar ve küçük bir market bulunuyor.

Liman girişinde eski bir cami, merkezde ise heybetli bir kilise ve saat kulesi dikkat çekiyor. Dar ara sokaklarda gezerken tipik Akdeniz mimarisiyle yapılmış otel ve pansiyonlar göze çarpıyor. Adanın içme suyunun Rodos’tan gemilerle getirildiğini öğreniyoruz. Evlerin çoğunda Osmanlı izlerine rastlamak mümkün. Zeki Müren şarkılarıyla bizi karşılayan Matsos Manolis, adanın en eski yaşayanlarından biri. Balıkçılık ve süngercilikle geçen bir ömrün ardından “Ben Türkleri çok seviyorum” diyor. “Hepsi dostum. Her hafta Kaş pazarına giderim. Adada bir şey yetişmiyor ki… Su yok, toprak yok. Beyaz eşyadan inşaat malzemesine kadar her şeyi Kaş’tan getiriyoruz.”
Meis 1948’de Yunanistan’a Geçti
Türkiye’ye en yakın adalardan biri olan Meis; Rodos ve Simi gibi 1948’de Yunanistan’a bağlanmış. Bir zamanlar on binlerce kişinin yaşadığı ada bugün sadece birkaç yüz kişiye ev sahipliği yapıyor. Rodos üzerinden gelen turist kafileleri adanın en önemli gelir kaynağı. Rodos’a 70 mil uzaklıkta olan ada tüm ihtiyaçlarını sadece 7 kilometre uzaklıktaki Kaş’tan karşılıyor.

Bir dönem Osmanlı toprağı olan Meis, 1912 Uşi Antlaşması’yla İtalya’ya geçti. 1947 Paris Antlaşması’yla –Türkiye’nin imzası bulunmasa da– 1948’de Yunanistan’a devredildi. Limanda sohbet ettiğimiz Meis Belediye Başkanı Pavlos Paniğiris, Türklerle dostluğunun babasından miras olduğunu söylüyor. Kaş Belediye Başkanı Halil Kocaer’in babasıyla kurulan dostluk, bugün iki yerleşim arasında bir köprü haline gelmiş. Paniğiris, “Babam Türk dostuydu. Ben de ondan aldığım kültürle barış ve kardeşlik için çalışıyorum” diyor.
Başkanla birlikte adayı gezerken turizmden, balıkçılıktan ve Osmanlı mirası caminin özenle korunmasından bahsediyoruz. Adaya turistik uçuşlarla gelen ziyaretçiler için havalimanı ile merkez arasında yalnızca bir taksi hizmet veriyor. Adada sadece üç sivil araç ve bir polis aracı bulunuyor. Bir uçtan diğer uca yürümek ise yalnızca 10 dakika sürüyor.

Adanın Üç Güzeli
Belediye başkanıyla vedalaştıktan sonra ara sokaklarda dolaşırken Narie Latıaraki, Cotberene Depierrois ve Catherine Stouraitis isimli üç şirin Meisli kadınla karşılaşıyoruz. Birkaç fotoğraf sonrası sohbete başlıyoruz. En büyük eğlencelerinin Cuma günleri Kaş pazarına gidip alışveriş yapmak, Türk yemeklerini yemek ve dostlarıyla buluşmak olduğunu söylüyorlar.
Meydana çıktığımızda adanın en geniş alanı karşımıza çıkıyor. Heybetli kilise ve hemen yanındaki saat kulesi adanın sembol yapılarından. Limanda balıkçı tekneleri, birkaç yat ve dalış botu yer alıyor. Dükkanlar ve restoranlar Türkiye’deki sahil kasabalarının sade ve samimi görüntüsünü anımsatıyor. Evlerin çoğu beyaza boyanmış, kırmızı kiremit çatılar Akdeniz ruhunu tamamlıyor.

Meis’in En Güzel Kızları
Adada genç nüfusa rastlamak pek mümkün değil; ortalama yaş 50’nin üzerinde. Ancak adaya ilk adım attığımızda eteklerinde ay yıldız motifleri bulunan iki genç Meisli kız dikkatimizi çekiyor. Tatile gelen birkaç çocuklu aile dışında genç nüfus yok denecek kadar az.
Ada halkı haftada üç kez gelen turist gemilerini dört gözle bekliyor. Gemilerle birlikte ada bir anda canlanıyor; ters çevrilmiş sandalyeler düzeltiliyor, masalara temiz örtüler seriliyor, adeta küçük bir festival havası yaşanıyor. Misafirperverlikleriyle zengin turistleri memnun etmeye çalışan Meisliler günün sonunda yorgun olsalar da bundan hiç şikâyet etmiyorlar.

Gemilerin gelmediği günler ise adada tam bir sessizlik hâkim. İşletmelerde çalışanlar bu dinginliği dinlenme fırsatı olarak görüyor. Adanın kafe sahiplerinden Mapia Tıneatatıkov, “Gemiler gelmezse ada çok sıkıcı olurdu” diyor. “Bizim insan görmeye ihtiyacımız var. Bu küçük adada sohbet bile lüks sayılır.”
Cuma günleri Kaş’a yapılan pazar yolculuğu ise halk için değişmez bir gelenek. Adaya hiçbir ürün yetişmediği için tüm ihtiyaçlarını Kaş’tan karşılıyorlar.
Bir Adada Yaşamak…
Denizin ortasında, yalnızca 500 kişinin yaşadığı küçük bir adada hayat nasıl olurdu acaba? Meis gerçekten güzel, görülmeye değer bir ada. Ama böylesine küçük ve sakin bir yerde yaşamak nasıl olurdu? Benim için cevap vermesi zor. Peki ya siz? Böyle bir adada yaşamak ister miydiniz?
