Son zamanlarda onca insan kalabalıklığının arasında ne kadar da yalnızız değil mi? Çok kişi var gibi ama sizi anlayan kişi ya hiç yok ya da bir iki kişiyle sınırlı. Tabi siz de insan biyoloji ve psikolojisinin ihtiyacı olduğu üzere anlaşılmak istiyorsunuz. Anlaşılamadıkça da insanlara karşı sevginiz, tahammül seviyeniz, sosyal uyum ve isteğiniz git gide azalıyor.
Şimdi durun ve gelin bu durumu biraz inceleyelim. Anlaşılma birinin bir diğerini anlaması ve kabul etmesiyle oluşan bir olgudur. Kişi varlığının fark edildiğini ve kabul edildiğini görünce bir rahatlama hissine girer. Bu da psikolojik olarak insanı iyileştiren ve mutlu eden bir süreçtir. Peki anlaşılmadığında? İşte o zaman kişi yalnızlaşmaya, “ben sevilmeye, konuşulmaya değer değilim”, “ben konuşma yapmayı ya da sosyal ortamda sohbet etmeyi başaramam” gibi düşünce yanlılıklarıyla öz değerini ve öz güvenini yitirmeye başlar. Sosyal ortamlardan git gide izole olmaya, aile ve arkadaşlık ilişkilerinde problemler yaşamaya başlar. Anlaşılma ihtiyacımızın nedenlerine bakacak olursak, aidiyet duygusunu ele alabiliriz ilk olarak. İnsan doğası gereği bir yere, bir gruba, bir alana ait olma ihtiyacı içerisindedir bu yüzden de ait olduğunu hissedebilmek için anlaşılmak ister. Bunun dışında kendini ifade etme ihtiyacı da anlaşılma isteğini doğurur. Anlaşılmadıkça kendini ifade edemez, kendini ifade edemedikçe ise kendine yabancılaşmaya başlar bu da ciddi psikolojik problemleri beraberinde getirebilir. Yargılanma korkusu da bu anlaşılma isteğinin nedenleri arasında sayılabilir. Hatta anlaşılmadığını düşündüğü bir ortamda kişi, yargılanmaktan da korktuğu için artık anlatmamaya ve kendini bastırmaya başlayabilir. Günümüzdeki dijitalleşme de anlaşılmamayı etkileyen önemli faktörlerden biri çünkü dijitalde duygulardan, beden ifadelerinden, ses tonundan bahsedemeyiz bu da anlaşılmayı bir hayli zorlaştırır. Peki anlaşılma ihtiyacı üzerine kişiler eler yapabilir? Anlaşılmak isteyen kişi önce kendi karşısındakini anlamalıdır. İlişkilerinde ve iletişimlerinde mutlaka etkin dinlemeyi kullanmalıdır. Bunun dışında kendini ve duygularını bastırmadan açık bir şekilde kendini ifade etmelidir. İletişim dilinde mutlaka “Ben Dili”ni kullanmalıdır. Empatiyi hayatının önemli bir yerine koymalı empatik davranmalıdır. Destekleyici bir çevre edinmeli ve destekleyici ilişkiler kurmalıdır. Her şeyden önce anlaşılmak için kişi önce kendisini anlamalı ve tanımalıdır.
Tüm bu süreçleri hayatında uygulamalı hala anlaşılmadığını düşündüğü bir çevrede olduğunu düşünüyorsa o çevreyi değiştirmeli, hiç kimse kendine olan saygısını ve sevgisini yitirmemelidir. Eğer kendini anlamak ve tanımak noktasında tek başına yeterli hissetmiyorsa da çok geç olmadan mutlaka bir uzman desteği almalıdır.
Psikolojik Danışman & Aile Danışmanı
Tuba Çavaş