Ben bir siyasetçi, bir felsefeci ya da bir sosyolog değilim. Haliyle de toplumu toplum çerçevesinde değerlendirme, siyasi veya sosyolojik hareketliliğini anlama ve anlamlandırma noktasında eksik kalabilirim. Benim mesleğim birey odaklı olduğu için bireysel ve insani, ahlaki boyuttan değerlendirme yaptığımda yaşadığımız ülke ve il toplumunda sürekli şaşırma ve “neden peki?” sorusuyla boğuşma halindeyim. Mesleki çerçevede herkese geçmişi değiştiremeyeceğimiz söyleyip, etki yaratabileceğimiz bugün için yaşamamız ve probleme odaklı kalmak değil de bunu çıkartan sebepleri bulup çözüm üretmekteyiz.
Ben de olumsuz durumlar karşısında kendi hayatım ve toplumum için hep “Neden?” sorusunu sorar ve düşünürüm. Neden yardım etmeye çalıştığımız halde kurumlar merciinde bu yardım kabul edilmiyor? Neden kulaktan duyma haberlerle bir insan çok kolay yargılanabiliyor? Neden hak edilişler verilmiyor ya da takdir edilmiyor? Neden bu kadar mutsuz, sevgisiz ve güvensiz yaşamak zorundayız? Sorularım ve düşünmelerim dönüyor dolaşıyor sürekli beni “LİYAKAT” kavramına getiriyor. Liyakatsiz yerleşmeler, dağılımlar ve bunun doğurduğu sonuçlar…
Liyakat kelimesinin anlamına baktığımızda hak ediliş, yeterlilik durumu ve beceri gibi anlamlarını görebiliriz. Peki toplumumuzun hangi alanında bundan bahsedebiliriz? Biz de maalesef ya tepeden inme bilir kişilik ya da hak edilişini bozma ve liyakatsizlik için çabalama var. Sanki liyakatli duruş zehirlermişçesine duruşu bozma çabası… Ardından tabi tekrar güvensiz iklimler, mutsuz ve çaresiz hisseden küskün insanlar.
Doğru olmanın, iyi olmanın kolay ve çoğunlukta olması gereken yerde nasıl kötü olmak, yanlış olmak daha kolay ve tatmin edici? Neden doğrunun yüzüne bakılmayıp görülmediği yerde yanlış daha değerli? Bu yanlışlılıktaki tatmin ne? Ya da bu tatmine karşılık vicdani ve ahlaki değerler nerede? Başını yastığa koyduğundaki huzur nerede? Birlik beraberlik nerede?
Bugün kimliğimi düşürmüşüm ofisimin yakınlarında ve bulan kişi beni arayıp kartı bana ulaştırmak için çabaladı. Çok minnettarım kendisine ve bu olay nezdinde böyle olan bu değerlerini hala fark edebilen herkese. Beni üzen de bir taraftan şu ki, kartı veren kişinin yanındaki kişi ‘aslında ben arama başımıza dert almayalım dedim ama…’ deyişindeki güvensizlik duygusu ve bu duygunun şu toplumdaki haklılık karşılığı!
İnsanların içindeki/özündeki iyiliği bulmalarına ihtiyacımız var. İnsanların kendilerini tanımalarına, haklarını bilmelerine, sınırlarını koruyabilmelerine ve bu yaptıkları için yargılanmamalarına ihtiyacımız var. Yanlışa dur diyebilmeye, yanlış yapanların da ayrım gözetmeksizin yargılanmalarına ihtiyacımız var. Her şeyden önemli sürdürebileceğimiz mutluluğa ihtiyacımız var!
Psikolojik Danışman & Aile Danışmanı
Tuba Çavaş