Davos ve Türkiye: Davos’tan Okunan Türkiye Fotoğrafı

Yayınlama: 03.02.2026
A+
A-

Ocak Soğuğunun Sıcak Mekanı: DAVOS (III)

(Davos ve Türkiye: Davos’tan Okunan Türkiye Fotoğrafı)

Davos Zirvesi’yle ilgili üçlememin üçüncüsü olan Türkiye bölümünü; zirvenin tek bir resmî “sonuç metni” yayımlanmasından ziyade, Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 56. yıllık toplantısında öne çıkan ortak vurgular ve kilit mesajlar çerçevesinde değerlendirmek istiyorum.

Genel Çerçeve ve Temalar

Zirve, “Diyalog Ruhu” (A Spirit of Dialogue) ana temasıyla düzenlenmiş ve yaklaşık 3.000 katılımcıyı bir araya getirmiştir.

Zirvenin gündeminde; küresel iş birliği zorunluluğu, çok kutuplu dünyanın yönetimi, teknoloji ve inovasyon, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal yatırım gibi başlıklar öne çıkmıştır.

Kilit mesajlar ve Ortak Yaklaşımlar

1-Diyalog ve işbirliği çağrısı:

Liderler, artan jeopolitik belirsizliklere rağmen konuşmalarında diyaloğun ve iş birliğinin önemini vurguladılar; sorunların tek taraflı değil, çok taraflı yaklaşımlarla çözülebileceği üzerinde duruldu. Ancak Türkiye’nin, zirvede Avrupa’nın neredeyse hiç ilgi göstermediği Trump’ın Barış Kurulu projesinde yer alması, ülkenin fiilen tarafını seçmiş olduğu izlenimini doğurdu.

Buna karşın, daha sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamalar, farklı bir yönelime işaret ediyordu:

Avrupa ile daha yakın ve kapsamlı bir iş birliğinin, uluslararası krizleri yönetmede Türkiye açısından stratejik bir avantaj sunduğu;

ABD’nin, Trump gibi dönemlerde düzensizleşen dış politikasının yarattığı boşluğun, Avrupa ile ortak bir güvenlik ve diplomasi anlayışıyla doldurulabileceği;  ve bu ortaklığın hem bölgesel istikrarı hem de küresel dengeyi güçlendireceği dile getirildi.

Söylem ile pratiğin bu denli ayrıştığı bir tabloda, insanın elinden “Umarım bu kez yalnızca sözde kalmaz” demekten başka bir şey gelmiyor.

2-Kuzey–Güney ve bölgesel dinamiklerde yeni denge arayışı:

Forum, artık tek bir küresel ekonomik vizyonun ilan edildiği bir platformdan ziyade; farklı önceliklere sahip aktörlerin fikirlerini sınadığı, uzlaşı alanları aradığı bir koordinasyon zemini olarak tanımlanıyor.

Davos, bugün dünyaya “ne yapması gerektiğini söyleyen” bir kürsü olmaktan çok; küresel güçlerin birbirini tarttığı, çatışmadan önce pazarlık yaptığı bir ara durak niteliği taşıyor.

Böyle bir platformda Türkiye’nin düşük düzeyde temsil edilmesini açık bir talihsizlik olarak görüyorum. Oysa Türkiye’nin bu zirvede dünyaya söyleyecek çok sözü var. Gelecek zirvelerde daha güçlü ve nitelikli bir katılımın sağlanmasını umut ediyorum.

3-Ekonomik ve teknolojik dönüşüm:

Katılımcılar, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği için yeni kaynakların devreye alınması ve teknolojik inovasyonun sorumlu bir biçimde uygulanması gerektiğini vurguladılar; özellikle yapay zekâ ve altyapı yatırımlarında ortaya çıkan fırsatlar ile riskler kapsamlı biçimde tartışıldı.

Türkiye’de savunma sanayiindeki gelişmeler umut verici olmakla birlikte; sanayi, teknoloji, bilişim, yapay zekâ ve yazılım alanlarında aynı derinlik ve kaliteye ulaşılamadığı görülüyor. Bu durumun, uzun vadede ülkenin geleceği açısından ciddi riskler barındırdığı kanaatindeyim.

4- İnsan yatırımı ve sürdürülebilirlik:

Davos katılımcıları, insan sermayesine yatırım yapmanın, toplumsal refahı artırmanın ve gezegenin sınırları içinde kalkınmanın kritik önemde olduğuna dikkat çekti.

Kısacası; sermaye, teknoloji ve altyapı tek başına kalkınma getirmiyor. Asıl belirleyici olan:

– Ezbere değil, yetkinliğe dayalı bir eğitim sistemi

– Sağlık ve ruh sağlığına erişim

– Yapay zekâ çağında beceri dönüşümünü sağlayacak nitelikli iş gücü

– Toplumsal eşitsizliklerin azaltılması

– Kadınların ve gençlerin üretim süreçlerine etkin katılımı

Çünkü insan tükenirse, büyüme de tükenir.

Ne yazık ki bu başlıklarda Türkiye’nin mevcut durumunun umut verici olmadığını ayrıca ifade etmeme gerek yok sanırım.

5- Geopolitik gerilimlerin diplomasi üzerindeki etkisi:

ABD ile Avrupa arasındaki gerilimler başta olmak üzere pek çok başlık, zirvenin gündemini belirledi; bu tablo, kurallara dayalı uluslararası düzenin sürdürülebilirliği üzerine ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Bu çerçevede Türkiye’nin karşı karşıya olduğu çıkmazları şu şekilde özetlemek mümkün:

Davos 2026, diplomasinin artık güçle yarışmakta zorlandığını; Türkiye’nin ise adaletsiz bir düzen ile kuralsız bir dünya arasında, henüz hangi riski göze alacağına karar veremediğini gösterdi.

Türkiye:

– NATO üyesi → ancak Batı’ya tam anlamıyla güven duymuyor

– Bölgesel bir güç → ancak küresel masada sınırlı etkiye sahip

– Arabulucu rolü üstlenmek istiyor → ancak tarafsızlığı sürekli sorgulanıyor

Bu nedenle Türkiye, niyetini ve stratejik tercihini gecikmeden netleştirmeli; aksi hâlde bu belirsizlik, pozisyonunu güçlendirmek yerine daha da zayıflatacaktır.

Nev İttihatçılığın (Yeni İttihatçılık) bugün yeniden tartışıldığı bir dönemde, Türkiye’nin romantik hülyalara kapılıp Trump’ın peşinden savrulmasından endişe ediyorum. Dileğim; aklın, sağduyunun ve ortak aklın hâkim olduğu bir kararla, dengelerin yeniden kurulduğu dünyada hak ettiğimiz yeri alabilmemizdir.

Bunun da ancak, öncelikle ülke içinde barışın, demokrasinin ve hukukun yeniden inşa edilmesiyle mümkün olacağını düşünüyorum.

Hüseyin BAY

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.