Yerelden Ulusala Demokratik Çöküş: Odalar, Sendikalar, Dernekler, Vakıflar ve Siyasi Partiler
Afyonkarahisar merkezde ve ilçelerimizde aylardır devam eden oda seçimleri, demokrasinin en temel işleyişlerinden birine şahitlik etmemizi sağlıyor. Meclis komiteleri ve üyelerinin seçimiyle başlayan bu ilk aşama, nihayetinde TOBB Genel Kurulu ile üst yönetimin belirlenmesiyle son bulacak. Ancak bu süreç, akıllara çok daha köklü ve kronik bir soruyu getiriyor: Yönetmek mi, yoksa hükmetmek mi?
Siyasi Partilerde “Vazgeçilmezlik” İllüzyonu
Sendikalar, dernekler, cemiyetler, odalar ve vakıflar… Toplumun her kesiminde bir başkan ya da yönetici seçme telaşı var. Ancak bu kuruluşlar arasında tüzük bakımından uçurumlar mevcut. Bir yanda TÜSİAD ve MÜSİAD gibi, başkanın belli bir dönem hizmet edip görevi devrettiği yapılar; diğer yanda ise adeta “ömür boyu başkanlık” vadeden, koltuğu mülk edinmeye imkân tanıyan tüzükler bulunuyor.
Siyasi partilerdeki durum ise çok daha dramatik. MHP, bu konuda en tipik örneklerden biri. 1997’de merhum Alparslan Türkeş’in vefatından bu yana devam eden tek bir yönetim anlayışı söz konusu. Bu anlayışa göre rakip olabilecek potansiyeldeki isimlerin ya partiden ihraç edildiğine ya da terk etmek zorunda bırakıldığına şahit olduk.
Benzer bir durum ana muhalefet partisi CHP için de geçerli. Bünyesinde bir nebze demokratik gelenek barındırmasına rağmen, genel başkanlık koltuğunu kaybeden eski başkanın ve beraberindeki eski il başkanlarının, yönetimi yeniden ele geçirmek için yürüttükleri tuhaf mücadeleleri hep birlikte izliyoruz. Elbette konu sadece bu partilerle sınırlı değil; diğer siyasi yapılar da bu karakteri aratmayacak benzerlikler sergiliyor.
Afyon’un “Ebedi” Başkanları ve Yerel Tablo
1999 yılında Afyon’a geldiğimde tanıştığım isimlerin birçoğu bugün hâlâ aynı koltuklarda oturuyor. Demiryol-İş’te başkan olan başkan, bugün Türk-İş temsilcisi olarak sendikadaki yerini koruyor. Yine o yıllarda birlik başkanı olan bir başka isim, çeyrek asrı aşkın süredir aynı makamı temsil ediyor. Seksen yaşına merdiven dayamış, hatta seksenini geçmiş bazı dernek başkanlarının koltuğu bırakmamak adına başvurduğu “siyasi oportünizm” ve etik dışı atraksiyonlar ise daha ibret vericidir.
Belde belediyelerindeki tablo ise çok daha hüzünlü. Beş kere gidip on kere aday olan, yaşı sekseni bulmuş ama “kasaba kurnazlığı” ile bir dönem daha koltuk kapma derdinde olan figürlerle dolu bir siyaset sahnesi izliyoruz.
Hukuki Kılıflar ve “Ganimet” Anlayışı
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2003’ten bu yana, tam 23 yıldır makamında. Ticaret borsalarında ise durum daha farklı bir seyir izledi. Hatırlanacağı üzere, oda ve borsa başkanları için getirilen “üst üste en fazla iki dönem” kısıtlaması, Anayasa Mahkemesi’nin 2013 yılındaki iptal kararıyla ortadan kalktı. Mahkeme bu kısıtlamayı “demokratik haklara aykırı” bulmuştu; ancak bu karar, pratikte koltukların tekelleşmesine ve ne pahasına olursa olsun elden çıkarılmaması gereken bir “ganimet arazisi” gibi görülmesine kapı araladı.
İktidar partisindeki (AK Parti) durum ise kuralların kişiye göre nasıl esnetilebileceğinin bir başka örneği. Tüzükteki şartlar, genel başkanın lehine olacak şekilde her an düzenlenebiliyor; anayasal boşluklar sonuna kadar kullanılıyor. Bu durumun sadece bir parti içi mesele olarak kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı için de bir metodoloji olarak uygulanması olayın en hazin tarafıdır.
Kültürel Geri Düşüş: Dekadans ( Çürüme )
Hasılıkelam, aile reisliğinden devletin en zirvesine kadar, yönetimi eline geçirenin orada kalabilmek uğruna hukuki, siyasi ve ahlaki sınırları zorladığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye ise bu yönüyle, demokratik kültürün kökleşemediği; hatta elde edilmiş kazanımların bile gerisine düşüldüğü bir “Orta Doğu ülkesi” profili çizmeye devam etmektedir.
Bu yazıda mevcut fotoğrafı çekmeye çalıştım. Bir sonraki yazımda ise bu hazin fotoğrafın sebep ve sonuçları üzerinde duracağım.
Hüseyin BAY