VALİLİK KOLTUĞUNDA OTURAN BEYEFENDİ
İkidir Afyonkarahisar Valiliği yeni bir uygulama yapıyor.
Gazetecilere akreditasyon uyguluyor.
Akreditasyon; bir kurum, kuruluş veya programın belirlenen kalite standartlarına uygun ve yetkin olduğunun bağımsız ve uzman bir merci tarafından resmi olarak onaylanması sürecidir.
Peki Afyonkarahisar Valiliği ne yapıyor?
Bu şehirde 30-40 yıldır gazetecilik yapan insanları, sırf Devletin verdiği basın kartı yok diye yok sayıyor.
Üstelik söz konusu insanlar gazeteciliği ek iş olarak yapmıyor.
Ekmeğini habercilikten çıkarıyor.
Kaleminden, kamerasından, bilgisayarından, haberinden geçiniyor.
Afyonkarahisar’da yaklaşık yüz meslektaşım, yıllardır alın teriyle gazetecilik yapıyor.
Fakat Ankara’nın yıllardır çözemediği bir problem var.
Devlet, internet gazeteciliğinin gerçeklerini hâlâ tam anlamıyla karşılayan bir basın yasasını hayata geçirmedi. İnternet gazetecilerinin basın kartı konusunda yaşadığı sorunları çözemedi.
Şimdi Ankara’nın çözemediği bu hastalık Afyonkarahisar Valiliği’ne de sıçramış.
30 Ağustos Zafer Haftası nedeniyle düzenlenen resepsiyona, akredite olmayan gazeteciler alınmayacakmış.
Şimdi burada duralım.
Birincisi: Bu kimsenin haddine değil.
İkincisi;
Madem gazeteciler arasında akreditasyon adı altında ayrım yapıyorsunuz, o zaman bundan sonra Afyonkarahisar Valiliği’nin haberlerini de yalnızca akredite ettiğiniz gazeteciler yapsın.
Akredite etmediğiniz gazetecilerin haberlerini neden kullanacaksınız?
Onların sitelerinde neden valilik haberleri yayınlanacak?
Neden onların okurlarına ulaşacaksınız?
Madem gazeteciyi kabul etmiyorsunuz, haberini de kabul etmeyin.
Buyurun.
Kendi kurduğunuz sistemin sonucunu hep birlikte görelim.
Afyonkarahisar’da tam altı tane basın derneği var.
Basın derneklerinin görevi nedir?
Gazetecilerin haklarını savunmak değil midir?
Gazetecilerin önüne engel konulduğunda ses çıkarmak değil midir?
Gazeteciler arasında ayrım yapıldığında itiraz etmek değil midir?
Peki bu dernekler neden sessiz?
Neden susuyorlar?
Neden gazetecinin yanında durmuyorlar?
Ben burada iki kişiyi özellikle kutluyorum:
İsmail Ögeday ve Soner Gürsan’ı.
Diğerleri ise adeta üç maymunu oynuyor.
Görmediler.
Duymadılar.
Konuşmadılar.
Afyonkarahisar İnternet Habercileri Derneği Başkanı Soner Gürsan ve Uluslararası Basın Konfederasyonu Afyonkarahisar İl Temsilcisi İsmail Ögeday, Valiliğin bu kabul edilemez uygulamasına tepki gösterdiler.
En azından iki gazeteci örgütü temsilcisi, gazeteciliğin onurunu ve meslektaşlarının hakkını savunma cesareti gösterdi.
Şimdi asıl soruyu soruyorum:
Afyonkarahisar basınını yok sayan Afyonkarahisar Valisi’ni biz gazeteciler var sayacak mıyız?
Madem öyle…
O halde bizim için Afyonkarahisar Valilik koltuğunda oturan beyefendi;
Sizin haberlerinizi akredite ettikleriniz yazsın.
Sizin adınızı onlar ansın.
Sizin açıklamalarınızı onlar haberleştirsin.
Biz de kendi işimize bakalım.
Bir de şu basın kartı meselesine gelelim.
Valilik koltuğunda oturan beyefendi, Afyonkarahisar’da devletin verdiği basın kartlarının kimlerde olduğunu biliyor musunuz?
Ben söyleyeyim.
Gazete sahiplerinin eşlerinde…
Çocuklarında…
Kardeşlerinde…
Hatta hayatı boyunca tek satır yazmamış, bir tane bile haber yapmamış insanların cebinde.
Çünkü bazı gazete patronları, muhabire, haberciye, gazeteciye yatırılması gereken basın sigortasını kendi eşi ve çocuğu için yatırıp onlara basın kartı sahibi yapıyor.
Şimdi siz kalkıp yıllardır gazetecilik yapan, ekmeğini bu işten kazanan insanı yalnızca cebinde devletin verdiği kart olmadığı için gazeteci saymayacaksınız.
Ama hayatında bir haber bile yapmamış kişinin cebindeki kartı ölçü kabul edeceksiniz.
Bu nasıl bir akıl?
Gazeteciliğin ölçüsü kart mıdır?
Yoksa yılların emeği, haberi, sahadaki gazeteciliği, kamuoyuna verilen hizmet midir?
Afyonkarahisar Valilik koltuğunda oturan beyefendi…
Aldığınız bu kararı bir kez daha gözden geçirin.
Çünkü bu karar gazetecileri sınıflandırıyor.
Ayrıştırmaktır.
Ötekileştirmektir.
Bölücülüktür.
Birini gazeteci kabul ederken diğerini kapının dışında bırakıyor.
Bu akıl kimin aklıysa, o akıl arızalı bir akıldır.
Bölücü bir akıldır.
Ayrıştırıcı bir akıldır.
Ötekileştirici ve hastalıklı bir akıldır.
Ve devlet geleneği açısından da son derece sakıncalıdır.
Kaldı ki gazeteciler 30 Ağustos resepsiyonuna gitse de gitmese de bir şey kaybetmez.
Gazetecilik resepsiyonda yapılmaz.
Gazetecilik protokol salonlarında değil, sokakta yapılır.
Gazetecilik halkın içinde yapılır.
Gazetecilik gecenin bir yarısı telefona gelen ihbarı takip etmektir.
Gazetecilik kazada, yangında, seçimde, hastanede, adliyede, tarlada, fabrikada, sokakta olmaktır.
Yıllarca bu işi yapan gazetecilere kapıyı gösterip sonra da “Ben gazetecilerle çalışıyorum” demek, sadece çelişki değildir.
Bu, gazeteciliği bilmemektir.
Afyonkarahisar’a geldiğiniz günden bugüne kadar elle tutulur gözle görülür bir icratınızı görmedik.
Gazeteciler arasında ayrım yapan böyle gereksiz bir uygulamayla şehri meşgul etmek size de Afyonkarahisar’a da hiçbir şey kazandırmaz.
Şehrin çözülmesi gereken onlarca sorunu varken enerjinizi gazetecilerin kimlik kontrolüne harcamak yerine, keşke şehrin gerçek meselelerine harcasanız.
Yıllar önce İrfan Balkanlıoğlu döneminde yaşanan tartışmaların benzer şekilde valilik makamının adının gereksiz polemiklerle anılmasına neden olmasını istemiyorsanız, bu kararı yeniden değerlendirin.
Çünkü Afyonkarahisar bugüne kadar çok vali gördü.
Bekir Aksoy…
Haluk İmga…
Mustafa Tutulmaz…
Muzaffer Dilek…
Gökmen Çiçek…
Aziz Yıldırım…
Biz vali nedir biliriz.
Devlet geleneği nedir biliriz.
Valilik makamının ağırlığını da biliriz.
Ama bir valinin gazeteciler arasında ayrım yapmasını, gazeteciyi kartına göre sınıflandırmasını ve meslektaşlarımızı kapının dışında bırakmasını devlet geleneği olarak görmeyiz.
Sayın Vali…
Sizden beklenen gazetecilerle kavga etmek değil.
Gazetecileri sınıflandırmak değil.
Gazetecileri akredite olanlar ve olmayanlar diye bölmek hiç değil.
Sizden beklenen Afyonkarahisar’ın valisi olmanızdır.
Bütün gazetecilerin valisi…
Bütün vatandaşların valisi…
Bütün şehrin valisi…
Enerjinizi gazetecilerin kimliklerini kontrol etmeye değil, Afyonkarahisar’ın sorunlarını çözmeye harcarsanız emin olun çok daha faydalı olursunuz.
Çünkü gazetecinin önüne duvar örmek kolaydır.
Asıl marifet, o duvarı kaldırmaktır.
Ve unutmayın:
Gazeteciye akreditasyon uygulayabilirsiniz.
Ama gazeteciliği akredite edemezsiniz.
Çünkü gazetecilik sizin vereceğiniz bir izinle başlamadı.
Sizin vereceğiniz bir izinle de bitmeyecek.