BU NE PERHİZ, BU NE LAHANA TURŞUSU? AFYON’DA RAPOR SKANDALI

Afyonkarahisar’da daha önce basına ve yargıya yansıyan rapor çelişkilerinin şimdi yeni bir boyuta ulaşması, kamuoyunda adeta infial yarattı.
Aynı hastane, aynı hasta… Ama dört farklı rapor.
Peki hangisi doğru?
Hangisine inanacağız?
86 yaşındaki H.O isimli, uzun süredir yatağa bağımlı olduğu ifade edilen bir hasta üzerinden ortaya çıkan tablo, sağlık sistemine duyulan güveni ciddi şekilde sarsacak nitelikte. Hasta yakınlarının engelli raporu almak istemesiyle başlayan süreç, tam anlamıyla bir “rapor karmaşasına” dönüştü.
Alınan dört raporun üçü engelli raporu, biri ise vasilik işlemleri için düzenlenmiş. Ancak asıl çarpıcı nokta şu:
Vasilik için verilen raporda hasta “tam bağımlı.”
Engelli raporlarında ise aynı hasta “kısmen bağımlı.”
Bu nasıl bir değerlendirme?
Bu nasıl bir çelişki?
Hasta yakınının sözleri durumu özetliyor: “Hastamız sağından soluna dönemiyor. Ama bize ‘kendi işlerini kısmen yapabilir’ diye rapor veriliyor.”
Açık konuşalım: Bu yalnızca bir hata değil, ciddiyeti sorgulanması gereken bir durumdur.
Daha da vahimi, bu raporların nasıl hazırlandığına dair iddialar. Hasta yakınlarına göre bazı doktorlar hastayı doğru düzgün muayene etmeden, uzaktan bakarak karar verdi. Eğer bu iddialar doğruysa, ortada sadece bir çelişki değil, aynı zamanda büyük bir ihmalkârlık vardır.
İşin bir diğer boyutu ise vasilik sürecinde yaşananlar. Hasta için “tam bağımlı” raporu veriliyor ama noter işlemlerinde “Alzheimer gerekçesiyle” vasi tayini yapılamıyor. Bürokrasi ayrı telden, sağlık sistemi ayrı telden çalıyor.
Sonuç?
Ortada dört farklı rapor, dört farklı değerlendirme ve büyük bir belirsizlik var.
Hasta yakınları neye inanacağını şaşırmış durumda. Haklı olarak soruyorlar:
“Bunun bir standardı yok mu? Biz kime güveneceğiz?”
İtiraz etmek istiyorlar, bu kez de karşılarına başka bir engel çıkıyor: İl dışına sevk zorunluluğu. Üstelik bunun ancak ücretli ambulansla mümkün olduğu söyleniyor. Yatağa bağımlı bir hastayı şehir dışına taşımak zaten başlı başına bir zorlukken, bir de bunun maliyeti ekleniyor.
İtiraz süresi altı ay. Hasta yerinden kıpırdayamıyor. Sistem ise çözüm üretmek yerine yeni sorunlar çıkarıyor.
Bu tablo, sadece bir ailenin mağduriyeti değil; sistemin aksayan yönlerinin açık bir göstergesidir.
Ve şimdi gözler Dr. Hakkı Öztürk’te.
Bu çelişkiler nasıl ortaya çıktı?
Aynı hasta için bu kadar farklı rapor nasıl düzenlendi?
Bu süreçte bir denetim mekanizması hiç mi devreye girmedi?