EMİRDAĞ

Yayınlama: 15.05.2026
A+
A-

Bir ilçenin sokaklarında aynı anda hem gurbetin hüznü hem kavuşmanın sevinci dolaşabilir mi?

Bir annenin gözyaşıyla bir düğün konvoyunun korna sesi aynı caddede birbirine karışabilir mi?

Olur…
Eğer orası Emirdağ ise olur.

Çünkü Emirdağ, Anadolu’da sadece bir ilçe değildir.

Emirdağ biraz bekleyiştir…
Biraz hasrettir…
Biraz da bavul kokusudur.

Afyonkarahisar’ın kuzeydoğusunda, Emirdağları’nın eteklerine kurulmuş bu güzel ilçe; yıllardır gidenlerin ardından el sallayan, dönenleri ise bağrına basan bir memleket gibi yaşar. Burada gurbet sadece bir kelime değil, hayatın tam ortasıdır.

Belçika’da bir fabrikanın çıkışında Türkçe konuşan birine rastlarsanız, yüksek ihtimalle yolu Emirdağ’dan geçmiştir.

Hollanda’da, Fransa’da, Almanya’da bir kahvede memleket sohbeti açıldığında mutlaka bir Emirdağlı vardır masada.

Çünkü Emirdağ’ın yarısı Avrupa’da yaşasa da kalbinin tamamı hala memlekettedir.

Yaz gelince bunu ilçe sokaklarında hemen hissedersiniz.

Avrupa plakalı araçlar birer birer meydana girer.

Aylardır birbirini görmeyen akrabalar sarılır. Gurbetten dönen bir evladın annesine “Ana geldim…” deyişi, belki de dünyanın en büyük servetinden daha kıymetlidir burada.

Emirdağ insanı da memleketi gibidir.
Dobradır. Eğriye eğri, doğruya doğru söyler.

İçinden ne geçiyorsa yüzünüze onu anlatır. Çünkü bu topraklarda insanlar rol yapmayı değil, mert yaşamayı öğrenmiştir.

Ama o sert görünen insanların içinde kimsenin kolay kolay göremediği büyük bir merhamet vardır.

Bunu en iyi yılkı atlarında anlarsınız…

Bir zamanlar yük taşıyan, tarlaya koşulan, evin ekmeğine ortak olan atlara Emirdağ insanı kıyamadı. Yaşlanınca satmaya, kesime göndermeye gönülleri razı olmadı. Onları dağlara bıraktılar. Özgür kalsınlar diye… Ömürlerinin geri kalanını rüzgarla birlikte yaşasınlar diye…

İşte bugün Emirdağları’nda, yaylalarında özgürce dolaşan yılkı atları biraz da bu merhametin eseridir.

Sislerin arasından sürü halinde çıkarlar. Başları dik, gözleri mağrur… İnsan onları izlerken yalnızca bir at sürüsü görmez; Emirdağ insanının vicdanını görür. Çünkü bazı memleketlerde insanlar sadece insana değil, emek veren bir hayvana bile vefayı unutmaz.

Belki de bu yüzden Emirdağ’dan ayrılan herkes içinde biraz memleket taşır.

Avrupa’nın en güzel şehirlerinde yaşasa bile insan bazen bir bozkır rüzgarını özler…
Bir tandır kokusunu…
Bir yayla sessizliğini…

Çünkü insan en çok çocukluğunu özler.

İşte o özlemin adı Emirdağ’dır.

Bu ilçe sadece gurbet hikayeleriyle değil, binlerce yıllık tarihiyle de Anadolu’nun yaşayan hafızasıdır.

Amorium Antik Kenti taşlarının arasında yürürken insan geçmişin nefesini hisseder. Hititlerden Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar nice medeniyet gelip geçmiş ama Emirdağ, hepsinden bir parça saklamayı başarmıştır.

Sonra yolunuz yaylalara düşer…
Seki Yaylası’nın serinliği yüzünüze vurur. Göğüs Yaylası’nda rüzgar insanın içini temizler.

Akşam güneşi Emirdağları’nın arkasına inerken bozkır altın sarısına döner. Şehirlerin beton sessizliğine alışan biri için bu manzara, yeniden nefes almak gibidir.

Emirdağ mutfağı bile başlı başına bir hatıradır.

Güvecin dumanında çocukluk vardır.

Koyun yoğurdunda yayla kokusu…

Yumurtalı pidede ise Anadolu’nun sıcaklığı, misafirperverliği…

Ama Emirdağ’ı unutulmaz yapan ne sadece tarihi, ne yaylaları ne de yemekleridir.

Asıl mesele şudur:
İnsan Emirdağ’a gidince kendini yabancı hissetmez.
Sanki herkes sizi yıllardır tanıyordur.
Sanki o sokaklarda çocukluğunuz geçmiştir.
Sanki bir parçanız sizden önce gelip oraya yerleşmiştir.
Ve dönüş vakti geldiğinde insan anlar…

Bazı şehirlerden ayrılırsınız…
Bazıları ise sizden hiç ayrılmaz.
İşte Emirdağ tam da böyledir…

Gurbetin başkenti belki…
Ama aynı zamanda insanın içindeki memleketin adıdır.

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.