ÖMER MAZİ’NİN KALEMİNDEN MUHİTTİN VE HAVVA BÖCEK AŞKI
MUHİTTİN BÖCEK VE HAVVA BÖCEK
Muhittin Böcek kimdir, nasıl bilirsiniz?
Ömer Mazi’nin kaleminden Muhittin ve Havva Böcek
Muhittin Böcek ile tanışıklığımız 1994 yerel seçimlerinde Anavatan Partisi (ANAP)’tan Konyaaltı Belediye Başkan adayı olmasıyla başladı. Seçilme şansı pek yoktu. O yıllarda Antalya’da Hasan Subaşı efsanesi vardı. Antalya Belediyesini kısa sürede Antalya Büyükşehir Belediyesi yapan, Antalyaspor’u şampiyon yapıp o zamanki 1. Lig’e çıkaran, AKM, Cam Piramit, havalimanı gibi otogar, Konyaaltı Sahil Projesi gibi birçok önemli projeye imza atan ve hatta Tansu Çiller’in yerine Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı için adı geçen güçlü bir figürdü.
Konyaaltı, DYP’nin kalesiydi. ANAP’lı Muhittin Böcek’in kazanmasına pek ihtimal verilmiyordu. 1994 seçimleri yapıldı ve sandıklar açıldığında Antalya’da büyük bir şok yaşandı. Antalya efsanesi Hasan Subaşı seçimi kaybetti. Konyaaltı’nda ise hiç şans verilmeyen Muhittin Böcek Belediye Başkanı seçildi.
Antalya ziyaretinde dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’yu yanına çağırdı. Muhittin Böcek de yanlarındaydı. Konyaaltı sahilini işaret ederek,
“Başkanla bir araya gelin, limana kadar bu sahili Konyaaltı’na yakışır hale getirin” talimatını verdi. Muhittin Böcek, 1994’ten sonra 1999 seçimlerini de ANAP adayı olarak kazandı. 2002 yılında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın davetiyle CHP’ye katıldı.
2003 yılıydı… Sabah Gazetesi için özel bir çalışma yapmaya karar vermiştim. Şehrin önemli isimleriyle evlerinde, eşi ve çocuklarıyla birlikte “Pazar Kahvaltısı” yapmak istiyordum. O güne kadar Muhittin Böcek’in evine hiçbir gazeteci girmemişti. Teklif ettim, hiç tereddüt etmeden kabul etti. Havva Hanım ile görüştükten sonra bir pazar sabahı Böcek ailesinin kahvaltı sofrasında buluştuk. O güne kadar Havva Hanım’ın engelli olduğunu bilmiyordum.
Kahvaltı ederken foto muhabirimiz Öner Şan da o anları kaydediyordu. Bu arada bir parantez açmam lazım… Bu buluşmadan aylar önce bir açılışta Muhittin Böcek ile tartışmıştık. Ben fotoğraf çekerken itiraz etmişti. Yanındaki stant mankeni genç kız uzaklaştıktan sonra, “Beni tek çek” dedi. O gün sanırım biraz ukalalık günümdeydim: “Tek başına senin fotoğrafın benim işime yaramaz” dedim, döndüm gittim.
Sonraki günlerde sık sık karşılaşıyorduk. Her seferinde yanıma gelip, “Nasılsın Ömerciğim?” diyerek aramızdaki kırgınlığı gidermeye çalışıyordu. Sonunda onun ısrarına pes ettim. Aslında ortada büyütülecek bir şey yoktu, belki de benim şımarıklığımdı. Kahvaltı masasında hayat hikâyelerini bazen Havva Böcek’ten, bazen Muhittin Böcek’ten dinliyordum. Arada bir birbirlerinin sözünü kesip, “Hayır, o öyle değildi, sen yanlış hatırlıyorsun” diye tatlı tatlı atışıyorlardı. O masada bulunan, o zamanlar küçük bir çocuk olan Gökhan Böcek’le birlikte tebessüm ederek izliyorduk.
BİR EVLİLİĞİN HİKÂYESİ: SADECE SİYASET DEĞİL, HAYAT
Muhittin Böcek’in siyasi hayatı herkesin gözünün önünde geçti. Kazandığı seçimler, değişen partiler, meydanlarda edilen sözler… Ama onun asıl mücadelesi, kameraların görmediği yerde, evinin içinde yaşandı. Bir belediye başkanının hayatı dışarıdan bakıldığında güçlü görünür. Oysa güç, bazen bir sandalyeyi sessizce itmekte, bazen bir bardak suyu dikkatle uzatmakta, bazen de yıllarca süren bir hastalığın yükünü birlikte taşımakta gizlidir.
Havva Böcek, yıllardır hayatın ona yüklediği ağır bir sınavla yaşıyor. Engelli olmasına rağmen “eksik” değil; aksine, o evin omurgası. Görünmeyen emeğin, sessiz direncin, sabrın adı. Muhittin Böcek’in siyasi yolculuğunda herkes kürsüdeki konuşmalarını hatırlar. Ama o kürsüye çıkabilmesinin arkasında, çoğu zaman görünmeyen bir hayat mücadelesi vardır. Birlikte geçirilen yıllar, sadece mutlu fotoğraflardan ibaret değil. Hastane koridorları, uykusuz geceler, endişeli bekleyişler, bazen “ya bir gün daha kötü olursa” korkusu, bazen de “bugünü de atlattık” sevinci…
Siyasetçinin eşi olmak, zaten başlı başına zor bir yüktür. Ama bir de hastalıkla, engelle, hayatın ağır yüküyle mücadele ediyorsanız; o zaman evlilik, romantik bir masaldan çıkar, gerçek bir dayanışma hikâyesine dönüşür. Muhittin Böcek’in kamuoyunda sert, inatçı, kararlı bir profil olarak görünmesi tesadüf değil. Evde yıllardır verdiği sabır sınavı, dışarıdaki direncini de şekillendirmiş. Siyasetin acımasızlığına karşı kalın bir kabuk geliştirmiş olabilir…
Ama o kabuğun içinde, her akşam eve döndüğünde başka bir Muhittin Böcek var. Eşine çay dolduran, yorgunluğunu belli etmemeye çalışan, hayatın ona verdiği role itiraz etmeden devam eden bir adam. Havva Böcek ise hiçbir zaman “başkan eşi” olmayı öncelemedi. O, önce eş oldu. Sonra anne oldu. Sonra hayatın zor tarafıyla barışmak zorunda kalan bir kadın oldu.
Bu hikâye bir başarı hikâyesi değil.
Bu, “her şeye rağmen ayakta kalma” hikâyesi. Siyasetin kirli dilinden, manşetlerin sertliğinden, kulislerin acımasızlığından uzak; iki insanın birbirine tutunarak hayatta kalma hikâyesi. Bazı hayatlar alkışla büyür. Bazı hayatlar ise sessizce taşınır. Muhittin ve Havva Böcek’in hikâyesi, tam da bu sessiz taşınan hayatların hikâyesidir.
BİR OTOBÜS ŞOFÖRÜ İLE ZENGİN AĞA KIZININ YARIM KALAN MASALI
Muhittin ve Havva… Koltukların Değil, Hayatın Hikâyesi
Bugün onu Antalya’nın tutuklu belediye başkanı olarak görüyoruz. Ama o tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve Havva Böcek’in kahvaltı masasından çıkan unutulmaz bir aşk hikayesine gidelim.
Muhittin Böcek 1988 yılında Kemer yollarında direksiyon sallayan, sevdiği kızın penceresinden bir anlık yüzünü görebilmek için havalı korna çalan, “fakir ama gururlu” bir minibüs şoförünün kalbi atıyor hâlâ. Bu, bugünün Konyaaltı’sı, o günün orman köyü Uncalı’da doğan Muhittin ile Kemer’in en zenginlerinden Hasan Minta’nın kızı Havva’nın hikâyesi…
Tam anlamıyla bir Yeşilçam klasiği: Zengin kız – fakir oğlan…
Muhittin, Havva’nın babasına ait minibüs durağında şofördü. Sevdiği kızın evinin önünden her geçişinde, o kısa bakış için kornaya basan bir genç… Kızı istemeye kimseyi gönderemiyordu, etrafında olanlar ya vermezlerse. “Bu iş olmaz, vazgeç” diyenler çoktu. Ama Muhittin vazgeçmedi. Tam üç kez reddedilmesine rağmen yeniden istedi.
Ve gün geldi… Hasan Minta kızını alıp Muhittin’in orman içindeki mütevazı evine götürdü. “Bak kızım, bu evde yaşayabilecek misin?” diye sordu. Havva konuşmadı. Ama susarak “Evet” dedi. O sessizlik, belki de hayatının en yüksek sesli kararıydı.
Düğünden Bir Hafta Önce Gelen Felaket
Tarih 4 Nisan 1990… Düğüne sadece bir hafta var. Baba-kız mobilya bakmak için yoldalar. Kemer tünellerinde korkunç bir kaza… Hasan Minta, kızını fakir şoföre emanet etmeye razı olmuştu… Ama kader, o onayı çok ağır bir bedelle aldı. O kaza, o “dev çınarı” hayattan kopardı. Havva ise hayataydı ama yaşaması neredeyse imkansızdı. Gelinlik yerine yas girdi o eve. Düğün konvoyu yerine cenaze aracı…
Havva, hastane yatağında “Muhittin” diye sayıklarken, doktorlar nişanlısını yoğun bakıma yanına çağırdı. Bir bacağı kesildi. Diğeri her an kesilme riskiyle yaşadı. 76 gün hastane…
13 ameliyat… Bir umut, bir korku, bir bekleyiş…
Bu kez sorular değişti:
“Havva, o adam seninle evlenir mi?”
“Muhittin, sen bu kızla nasıl evleneceksin?”
Cevap netti:
“Bu kaza düğünden bir hafta sonra da olabilirdi.
Ben Havva’yı seviyorum.
Bizi ancak ölüm ayırır.”
Koltuk Değil, Yara Taşıyan Bir Hayat
Onlar evlendiler. Havva liseyi dışarıdan bitirdi. Birlikte Açıköğretim Halkla İlişkiler okudular. Muhittin yetmedi, İktisat Fakültesi’ni de bitirdi. Bir oğulları oldu: Gökhan… Yıllar sonra Almanya yolları… Sonra kanser… Muhittin, oğlu ile birlikte saçını kazıttı. Sadece eşinin acısını paylaşmak için. Bugün biz ne görüyoruz? Tutuklu bir belediye başkanı. Muhittin Böcek’in çilesi hala bitmemiş demek. Korono Viris zamanında aylarca yoğun bakımda kaldı, ayrılmış olmasına rağmen Havva Minta, Muhittin Böcek’in yoğun bakım ünitesinin koridorlarındaydı. Bir bacağı protezli, onun yıllar önce elini tutan büyük aşkı Muhittin’in elini tutmak için aylarca bekledi.
Muhittin Böcek
Biz onu sadece “siyasi kimliğiyle” tanıdık. Kürsüdeki adam sandık. O koltuğa oturana kadar geçtiği yolları, o büyük aşkın üzerine çöken o ağır gölgeyi görmedik. Belki de bu yüzden…
Bir insanı yargılarken, önce onun nerelerden geçtiğini sormayı unuttuk. Makamlar gelir geçer.
Koltuklar değişir. Ama böyle bedel ödenmiş sevdalar kalır. Ve Muhittin Böcek, şimdi yaşadığı rahatsızlıktan dolayı hapishane hücresinden yine hastanede. Bunlarda geçer Muhittin Böcek bunlarda geçer. Sen ne acılar çektin bu dünyada. Sen hayatı omuzlamış bir adamısın bunlar ne ki! Geçmiş olsun acil şifalar.




















