Bu makama gelinceye kadar çok çalıştığınızı, birçok zorluk yaşadığınızı biliyorum.
Cumhurbaşkanımız takdir etti ve siz rektör oldunuz.
İyi işler yapmak istediğinizi de biliyorum. Yaptıklarınızı hem ben hem de gazeteci kardeşlerim yazıyor.
Ama şunu da bilmeniz gerekiyor.
Madem rektörsünüz, medya sizi eleştiriyor diye kızmayacaksınız.
Belki ilk okuduğunuzda kırılacaksınız.
Belki duygularınız anlamanıza izin vermeyecek.
Ama ikinci kez okuduğunuzda şu soruyu soracaksınız:
“Bunlar ne diyor?”
Eğer sizi uyarıyorlarsa bilin ki yolunuzu kapatmıyorlar, yolunuzu açıyorlar.
AKÜ’ye gelen bazı rektörler üniversiteyi ileri götürdü. Bazıları ise duraklattı. Bunu görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok.
AKÜ’nün geçmişine bakmanız yeterli.
Kim üniversiteyi büyüttü?
Kim geriletti?
Bugün Atatürk Üniversitesi ilk on içinde. Bir bakın nasıl başarmışlar.
Sizin hedefiniz de şimdilik ilk on olmalı.
Şimdi size bir soru sorayım hocam.
Eğer bugün atama sistemi olmasaydı…
Eskiden olduğu gibi sandık kurulmuş olsaydı…
Seçimi kazanabilir miydiniz?
Bu sorunun cevabını içinizden veriyorsunuz. İç sesiniz size doğruyu söylüyor. O yüzden şunu yapabilirsiniz:
Önünüzde sandık varmış gibi çalışabilirsiniz.
Seçime hazırlanan biri ne yapar?
Önce muhalifleri ikna etmeye çalışır.
Şimdi siz de aynısını yapabilirsiniz.
Muhalifleri dinleyebilir
Onlarla konuşabilirsiniz.
Eğer gerçekten dürüst ve cesurlarsa, üniversite ve Afyon için fikirlerini korkmadan söyleyebilsinler.
Çünkü eksikleri ve yanlışları ancak böyle görebilirsiniz.
“Personelin fikirleri bizim için önemli” diyorsunuz.
O halde bunu gerçekten yapabilirsiniz.
Her birimden personelle müdürsüz, amirsiz konuşmalısınız.
Sindirilmiş, korkutulmuş, mobbing altında çalışanların sesini duymalısınız.
Bir üniversitede çalışan personel gururlu ve mutlu olmalı.
AFSÜ’de çalışan biri “İyi ki buradayım” diyebilmeli.
Üniversitenin Genel Sekreterliği çok önemli bir makamdır.
Bu koltuk boş kalmaz.
Vekaleten yürütülemez.
Genel sekreterin görevi personeli arşivlemek ya da sorun çıkarmak değildir.
O makamda oturan kişi üniversiteyi ileriye taşıyacak biri olmalıdır.
Bir başka konu daha.
Basın birimi.
Orada ciddi sıkıntılar var.
Medyanın “M”sini bilmeyenler üniversiteyi ileriye götüremez.
Oraya gerçek anlamda bir Basın Müdürü atamalısınız.
Ama sadece ünvanı olan değil, vasfı olan biri.
Çünkü içeride birkaç kişi kaynayıp üniversiteye zarar verebilir.
Bir şeyi unutmayınız.
Medyanın gücünün farkında değilsiniz.
Önce içerideki medyanızı güçlendireceksiniz.
Ama içeride hala eski düzenin peşinde koşanlar var.
“Sen, ben, bizim oğlan…”
“Başkasını içimize almayalım.”
“Sindirelim.”
Bu anlayış üniversiteyi ileri götürmez.
Bir de bana gelen yorumlardan birini paylaşayım.
Bir okuyucu şöyle yazmış:
“Bürokraside Peter kuralı vardır. Kişi bulunduğu görevde başarılı diye daha üst göreve getirildiğinde dağılır (argo tabiriyle çarşaflar). Bu yüzden gazetecilik görevine devam edin. Çünkü sloganımız belli: Dost acı söyler.”
Ben de size aynı şeyi söylüyorum hocam.
Dost acı söyler.
Belki bana kızacaksınız.
Belki benden nefret edeceksiniz.
Ama ben yolumdan dönmeyeceğim.
Ömrüm yettiğince size tuzak kuranları…
Sizi yanlış yönlendirenleri…
Sizi hataya sürükleyenleri yazacağım.
Sayın Rektörüm…
Kulaklarınız duyacak.
Ama sadece bakmayacaksınız, göreceksiniz.
Medyanın sesine kulak vermelisiniz.
Çünkü AFSÜ bu şehir için çok önemli.
En az sizin kadar biz de AFSÜ’nün ilk on üniversite içinde olmasını istiyoruz.
Üniversitenin iç paydaşları ne kadar önemliyse dış paydaşları da o kadar önemli.
Biz medya olarak o dış paydaşlardan biriyiz.
Bunları yüz yüze anlatsam unutulabilir.
O yüzden yazıyorum.
Çünkü bir söz vardır:
Söz uçar, yazı kalır.
Ben de yazacağım.
AFSÜ’nün bütün eksiklerini yazacağım.
Meyve veren ağaç taşlanır. Sayın Rektörümüz işine odaklanmış, üniversiteyi daha ileriye taşımak için gayret gösterirken bu tür yazılar sadece vakit kaybıdır. Güneş balçıkla sıvanmaz; yapılan hizmetler ve kurumsal gelişim en güzel cevaptır. Hocamızın dürüst ve çalışkan duruşunun sonuna kadar yanındayız.