Ben sana ne güzel insan gibi selam verdim. Allah’ın selamıyla başladım söze.
“Benim müdürüm böyle işlere girmez” dedim, iyi niyetle uyardım.
Ah be güzel müdürüm… Yakışıklı dostum…
Bu yaptığın oldu mu şimdi?
Üşenmemişsin, gitmişsin, kimin aklıylaysa artık, noterden bana ihbarname çekmişsin.
ne sandın acaba bir ihbardan: “Korkar, yazdıklarını kaldırır.”
Vallahi ayıp etmişsin. Hem de büyük ayıp.
Notere verdiğin paraya da hiç gerek yoktu.
Gerçi onu da büyük ihtimalle İŞKUR ödemiştir, o ayrı mesele.
Sen iste, can fedaydı müdürcüğüm.
Bak bunu açık açık söyleyeyim:
Kalbimi kırdın. Gücendim.
Ama büyüklük yine bende kalsın, uyarmadı deme.
Derler ya,
“Kılavuzu karga olanın burnu tezekten kurtulmaz.”
Akıl hocalarına dikkat et.
Çünkü Ömer Mazi belgesiz, bilgisiz yazı yazmaz.
Durup dururken de kimsenin kişilik haklarına saldırmaz.
İhbarnameye yazmışsın:
“Gerçeğe aykırı, doğruluğu teyit edilmemiş, kamuoyunu yanıltıcı…”
Ayıp etmişsin müdürüm.
Hem de çok büyük ayıp.
Sen günde beş vakit namazında niyazında, alnı secdeye değen bir adamsın diye bilirdik.
Yalan söylemek bir mümine yakışmaz.
Başkalarını bile isteye suçlamak hiç yakışmaz.
Yazdıklarımın eksiği var, fazlası da yok.
Bunu sen de çok iyi biliyorsun.
Bir de diyorsun ki:
“Kurumun itibarını, benim şeref ve haysiyetimi zedeliyor…”
Bak sevgili müdürcüğüm,
Bir kurumun itibarı koltuktan gelmez.
Bir müdür saygınlığı poposunu koyduğu koltuktan almaz.
Çok sevdiğim bir söz vardır:
“Bir kurum, müdürü kadar kurumdur.”
Sen bu sözü bir düşün.
Sor, soruştur, ne demek istiyor diye.
Sonra yeniden konuşuruz.
Kurumda bazılarıyla aranı iyi tutmuşsun.
Kimi “manevi kızım”, kimi “sağ kolum”.
Kendine göre bir ekip, hatta bir kozmik oda kurmuşsun.
Merak etme, bunların da farkındayım.
Ama ben sana kızmıyorum.
Asıl suç, senin arkanda durup işlerini hallettiğin ağabeylerinde.
Gelelim “somut bilgi ve belge yok” dediğin kısma…
Bak noter beni kesmez müdürüm.
Ne olur, Allah aşkına, mahkemeye ver.
Orada konuşalım.
Belgeleri de bilgileri de masaya koyalım.
Devletin maaşını ödediği personelin kimlerin evine gönderildiğini,
raporların nasıl yok edildiğini orada nasıl savunacaksın, doğrusu görmek isterim.
Bu arada…
Senin yüzün kızarıyor mu müdürcüğüm?
Gerçekten merak ediyorum.
Bir dosya numarası vereyim sana: 15693337
Bul, hazırla.
Belki Valilik’te bile yoktur artık.
Hani şu Türkan ablanın evine giden 4 TYP personeli vardı ya…
Şikâyet oldu, denetmen geldi, soruşturma yaptı.
Rapor ne dedi biliyor musun?
“Evet, böyle bir olay yaşanmıştır.”
Sonra ne oldu?
Senin ekip dosyayı kapattı.
Unuttun mu yoksa?
Bir de şu olmaması gereken makam arabası ve makam şoförü meselesi var.
Makam şoförü diye kullandığın personele, hangi akla hizmet babanın engelli aracını kullandırıyorsun?
Yetmedi…
O araç, kurumun bahçesinde, kurumun suyuyla, kurumun mesai saatinde, kurumun personeline yıkatılıyorsun?
Sevgili müdürcüğüm…
Sen buna mı saygınlık diyorsun?
Kurumun itibarı böyle mi yükseliyor?
Bak 24 saat geçti.
Noterden gönderdiğin ihbarnamede istediklerin olmadı.
Altına da yazmışsın ya, “suç duyurusunda bulunacağım” diye…
Hadi bakalım.
Yolun açık olsun.
Suç duyurusunda bulun da, orada konuşalım.
Mahkemeye çağıralım Türkan ablanı, onun evine giden dört personeli, o raporu tutan denetmeni, senin arabanı yıkayan şoförü, manevi kızını çağıralım hepsini senin ve kurumun itibarını geri kazandıralım.
Ben hazırım ya sen?
Unutma sen güvenlik görevlisiyken ben gazeteciydim, senin gibi sonradan unvan almadım, buralara gelirken de arkama kimseyi almadım, çok şükür iplerim birinin elinde değil. Alın teri ile buralara geldim.
Hoşça kal güzel müdürcüğüm Ahmet Karakaya.
Sana ve tayfana selamlar.