Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nda Afyonkarahisar’dan geçen Akarçay’ı anlatırken nasıl bir manzara çiziyordu?
«“…. Ovada Akarçay bir pırıltı halinde…
Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir. Akarçay Dereboğazı’nda değirmenleri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar. ve kocaman çiçekleri eflatun kırmızı beyaz ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar. ve afyon önünde altıgözler köprüsü’nün altından gündoğuya dönerek ve konya tren hattına rastlayıp yolda büyükçobanlar köyü’nü solda ve kızılkilise’yi sağda bırakıp gider…..”»
Ne kadar canlı bir Akarçay…
Ne kadar doğal…
Ne kadar güzel…
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Nazım Hikmet’in şiirini okuyan biri
bugün Afyonkarahisar’a gelse ve Akarçay’ın kenarında dursa ne düşünür, ne görür?
İşte benim bu yazıyı yazmama neden olan soru tam da bu.
Çünkü bugün adına Akarçay dediğimiz bu suyun bir de eski adı var:
Kokarçay.
Peki Kokarçay nasıl Akarçay oldu?
Daha da önemlisi…
Akarçay nasıl yeniden kokmaya başladı?
KOKARÇAY’DAN AKARÇAY’A
Bir zamanlar Afyonkarahisar’ın içinden geçen bu dere doğaldı.
Sonra insan müdahalesi arttı.
Kanalizasyon suları, atıklar ve çevre sorunları derken Akarçay zamanla insanların yanına yaklaşmak istemediği bir hale geldi.
Kötü koku…
Sivrisinek…
Bataklık görüntüsü…
Şehrin içinden geçen bir su kaynağı olmaktan çıkıp, şehrin adeta sırtını döndüğü bir yere dönüştü.
Bir dönem Afyonkarahisar’ın en güzel yerlerinden biri olması gereken bu alan, şehrin unutulmuş köşelerinden biri haline geldi.
Fakat sonra bir şey değişti.
Kokarçay’ı yeniden Akarçay yapmak için büyük bir mücadele başladı.
Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun 3 Ekim 2024 tarihli yazısında anlattığı gibi, daha önce hazırlanan bazı ıslah projeleri hayata geçirilememişti.
2009 yerel seçimleri öncesinde ise Akarçay Islah Projesi yeniden gündeme geldi.
2010 yılında projeler hazırlandı.
Ve 2012 yılının sonunda proje tamamlandı.
Ortaya yalnızca bir dere ıslahı çıkmadı.
Afyonkarahisar’ın şehir hayatına kazandırılan bir değeri çıktı.
151 KİLOMETRE FORE KAZIK
Düşünün…
Bataklık halindeki bir dere için tam 151 kilometre fore kazık çakıldı.
Su yükseltildi.
Kabartma yapısı oluşturuldu.
Köprüler yapıldı.
Yaya köprüleri yapıldı.
Kanalizasyon suları toplandı.
Atıksuların arıtılması sağlandı.
Katı atıkların dereye atılmasının önüne geçildi.
Tıbbi atıklar ayrı sistemle toplanmaya başlandı.
Çevre düzenlemeleri yapıldı.
Yeşil alanlar oluşturuldu.
Tekneler geldi.
Su bisikletleri geldi.
Kano merkezi kuruldu.
Gece ışıklandırmaları yapıldı.
Ve bir zamanlar insanların yanına yaklaşmak istemediği yer, insanların gezmeye geldiği bir cazibe merkezine dönüştü.
Yani bir zamanlar Kokarçay denilen yer yeniden Akarçay adını hak eder hale geldi.
İşte burada insanın aklına çok önemli bir cümle geliyor:
Demek ki istersek olabiliyormuş.
PEKİ BUGÜN AKARÇAY NE DURUMDA?
İşte yazının asıl sorusu şimdi başlıyor.
Bugün Akarçay’ın kenarına gittiğinizde, geçmişte yapılan o büyük dönüşümün heyecanını aynı şekilde hissedebiliyor musunuz?
Ben açıkçası her yerde hissedemiyorum.
Çünkü bugün şehrin gerdanlığı olması gereken Akarçay’ın bazı bölümlerinde yeniden koku ve sinek problemi konuşuluyor.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Adı Akarçay olan bir yer neden yeniden kokuyla anılmaya başlıyor?
Yoksa büyük emeklerle oluşturulan o güzel görüntü zaman içerisinde bir Akarçay havuzuna mı dönüşüyor?
Bu soruyu sormak geçmişte yapılanları küçümsemek değildir.
Tam tersine…
Geçmişte yapılanları hatırladığımız için bugün daha fazla üzülüyoruz.
Çünkü ortada küçük bir yatırım yok.
Milyonlarca liralık bir emek var.
Yıllarca süren bir mücadele var.
Bataklıktan kurtarılan bir alan var.
Şehre kazandırılmış büyük bir değer var.
Ve hepsinden önemlisi, Kokarçay’dan Akarçay’a dönüşen bir hikaye var.
AKARÇAY SADECE BİR DERE DEĞİL
Bence mesele yalnızca koku meselesi değil.
Mesele yalnızca sinek meselesi de değil.
Mesele yalnızca temizlik hiç değil.
Mesele, Afyonkarahisar’ın kendi değerine sahip çıkıp çıkmadığıdır.
Akarçay, bu şehrin hafızasıdır.
Şehrin içinden geçen bir nehirdir.
Bir manzaradır.
Bir yürüyüş yoludur.
Bir çocukluk hatırasıdır.
Şehrin değişebileceğinin kanıtıdır.
Bir zamanlar kötü kokan, bataklığa dönüşen bir alanın nasıl yeniden şehrin gerdanlığı haline getirilebileceğinin en güzel örneklerinden biridir.
Ama bir şeyi unutmamak gerekiyor:
Yapmak kadar korumak da önemlidir.
Bir projeyi hayata geçirmek büyük iştir.
Fakat o projeyi yıllarca yaşatmak belki daha büyük iştir.
Bugün Akarçay’a sahip çıkmak, yalnızca bugünün sorununu çözmek değildir.
Geçmişte yapılan yatırımlara sahip çıkmaktır.
Şehrin geleceğine sahip çıkmaktır.
Afyonkarahisar’ın güzelliğine sahip çıkmaktır.
NAZIM HİKMET’İN AKARÇAY’I
Şimdi yeniden Nazım Hikmet’e dönelim.
Şairin anlattığı Akarçay’ı bir kez daha düşünelim.
Dereboğazı’ndan süzülen suyu…
Değirmenlerin çarklarını çeviren suyu…
Kılçıksız yılan balıklarını…
Yedişehitler kayasının gölgesini…
Ve haşhaşların arasından akan o suyu…
Eflatun…
Kırmızı…
Beyaz…
Sapları insan boyunu aşan haşhaşların arasından süzülen bir Akarçay…
Sonra Afyon’un önüne geliyor.
Altıgözler Köprüsü’nün altından geçiyor.
Gündoğuya dönüyor.
Konya tren hattına rastlıyor.
Büyükçobanlar köyünü solda bırakıyor.
Kızılkilise’yi sağında bırakıp yoluna devam ediyor.
Ne kadar canlı bir görüntü…
Şimdi gözlerinizi kapatın.
Nazım Hikmet’in anlattığı Akarçay’ı düşünün.
Sonra bugün bildiğimiz Akarçay’ı düşünün.
Aradaki farkı düşünün.
İşte asıl mesele burada.
DOĞALLIKTAN BATAKLIĞA, BATAKLIKTAN AKARÇAY’A
Akarçay’ın hikayesi…
Doğallıktan bataklığa…
Bataklıktan yeniden Akarçay’a…
Ve bugün yeniden eski sorunların konuşulduğu bir noktaya…
Bu hikayenin yeniden Kokarçay’a dönüşerek bitmesine izin vermemeliyiz.
Çünkü bir şehrin gerdanlığına sahip çıkılmazsa, gerdanlık olmaktan çıkar.
Geriye yalnızca adı kalır.
Ben Nazım Hikmet’in anlattığı Akarçay’ı görmek isterdim.
Değirmenleri çeviren…
Yılan balıklarıyla yaşayan…
Yedişehitler kayasının gölgesinden geçen…
Eflatun, kırmızı, beyaz haşhaşların arasından süzülen…
Altıgözler Köprüsü’nün altından geçip yoluna devam eden Akarçay’ı…
Belki bugün o Akarçay’ın tamamını yeniden kuramayız.
Ama en azından onun ruhunu yaşatabiliriz.
Temiz suyuyla…
Yeşil alanlarıyla…
Kokudan uzak çevresiyle…
Çocukların oynadığı, insanların yürüdüğü, şehrin nefes aldığı bir Akarçay’la…
Ve benim dileğim çok açık:
Akarçay’ın adı Akarçay olarak kalsın istiyorsak, önce kendisine sahip çıkalım.
Çünkü bu dere bir kez Kokarçay’dan Akarçay’a dönüşebildi.
Yeniden Kokarçay’a dönmesine izin vermeyelim.
BİLGİ NOTU
Akarçay Nehri, eski adıyla Kokarçay, İç Anadolu Bölgesi’nde Akarçay Havzası’na adını veren ve Eber Gölü’ne dökülen bir nehirdir. Ana kaynağı Aksu Deresi’dir (Araplı Deresi). Daha sonra kuzeyden gelen Seyitler Çayı (Kuruçay), Çayözü Deresi ve güneyden gelen Kali Çayı’nın suları Akarçay’a katılır ve nehir Eber Gölü’ne dökülür. Nehir üzerinde Selçuklu dönemine ait tarihi Altıgözler Köprüsü bulunmaktadır.