Amedsporlu Olmak mı, Amedspor Formasını Giymek mi Daha Zor? (II)

Yayınlama: 10.09.2026
A+
A-

Amedsporlu Olmak mı, Amedspor Formasını Giymek mi Daha Zor? (II)

Teşhisten çözüme: Eşit hukuk, ilkeli tribün ve çoğulcu kulüp.

İlk yazıda Amedspor’un yalnızca bir futbol kulübü olmadığını; kent aidiyetinin, Kürt kimliğinin, geçmişte yaşanan haksızlıkların ve günümüzdeki birlikte yaşama arayışının kesiştiği simgesel bir alan hâline geldiğini anlatmaya çalıştım. Ayrıca iki kolaycı yaklaşımın da bizi çözüme ulaştırmayacağını vurguladım: Amedspor’u peşinen ayrılıkçılıkla damgalamak da kulübün kendi içindeki sorunları görmezden gelerek onu kusursuz bir barış simgesi saymak da meseleyi eksik okumaktır.

Şimdi teşhisten çözüme geçebiliriz. Peki Amedspor çatışmanın değil, birlikte yaşamanın güçlü bir simgesine nasıl dönüşebilir? Bunun için yalnızca kulüp yönetimine veya taraftarlara değil; rakip kulüplere, futbol kurumlarına, medyaya ve kamu otoritesine de sorumluluk düşmektedir.

Birincisi, Amedspor yönetimi, kulübün Süper Lig’de mücadele eden diğer takımlarla aynı hukuki ve sportif statüye sahip olduğunu kurumsal söylem ve uygulamalarında açıkça ortaya koymalıdır. Diğer kulüpler ve futbol kurumları da Amedspor’a aynı eşitlik anlayışıyla yaklaşmalıdır. Eşitlik, yalnızca Amedspor’un uyması gereken kuralları değil, Amedspor’a karşı da uyulması gereken kuralları ifade eder.

İkincisi, tribün ahlakı “Onlar yaptı, biz de yaparız.” anlayışından kurtarılmalıdır. İlke, karşı tarafın davranışına göre değişiyorsa ilke olmaktan çıkar. Irkçı, cinsiyetçi, şiddeti öven veya bütün bir toplumu aşağılayan tezahüratlara, kimden gelirse gelsin, aynı açıklıkla karşı çıkılmalıdır. Ahlaki üstünlük, rakibin yanlışını taklit etmekte değil, şartlar ne olursa olsun kendi doğrusunu koruyabilmektedir.

Üçüncüsü, kardeşlik yalnızca yöneticilerin maç öncesinde birbirlerine çiçek vermesine bırakılmamalıdır. Farklı bölgelerden kulüplerle “kardeş tribün” programları kurulmalı; gençler, kadın taraftarlar, engelliler ve aileler ortak etkinliklerde buluşturulmalıdır. Özellikle gençlerin karma takımlar hâlinde aynı kampı, sofrayı ve hedefi paylaşması, yıllardır tekrarlanan yüz ayrı kardeşlik konuşmasından daha etkili olabilir. Çünkü önyargı uzaktan beslenir, temasla zayıflar.

Dördüncüsü, futbol kurumları keyfî ve toplu cezalar yerine somut delile dayanan, bireyselleştirilmiş ve denetlenebilir yaptırımlar uygulamalıdır. Deplasman yasağı olağan bir tedbir değil, ancak yakın ve açık bir tehlike varsa başvurulacak son çare olmalıdır. Medya da tek bir provokatörün davranışını bütün Diyarbakır’a, bütün Kürtlere veya bütün Türkiye’ye mal eden dilden vazgeçmelidir. Fail ile topluluğu birbirinden ayırmayan yayıncılık, habercilik değil, çatışma üretimidir.

Beşincisi, Amedspor’un belirli bir parti, belediye veya siyasal hareketle bütünüyle özdeşleşmesinden kaçınılmalıdır. Kimlikli olmakla partili bir aygıta dönüşmek aynı şey değildir. Kulüp; kadınların, gençlerin, eski sporcuların, farklı görüşlerin ve sivil toplumun temsil edildiği çoğulcu bir yönetime, şeffaf bir gelir-gider düzenine ve profesyonel bir kurumsal yapıya kavuşmalıdır. Ancak böyle bir kulüp hem kendi taraftarına güven verebilir hem de kendisine mesafeli kesimlerle konuşabilir.

Başarıyı da doğru tanımlamak gerekir. Başarı, Amedspor’un Kürt kimliğiyle bağının zayıflaması değildir. Başarı; bu bağın şiddet, düşmanlık ve ayrılıkçılık korkusuyla daha az, sportif emek, kültürel saygınlık, eşit yurttaşlık ve gruplar arası güvenle daha fazla ilişkilendirilmesidir. Kulüp, Kürt kimliğinin haysiyetli bir temsil alanı olurken bu temsilin başka halkların onurundan hiçbir şey eksiltmediğini de gösterebilmelidir. Devlet de “Ortak bir ülkede yaşıyoruz.” derken bunun gereği olan eşit hukuku hayata geçirebilmelidir.

Kardeşlik, farklılıkların unutulması değil; farklılıklarla birlikte eşit ve güvenli bir ilişki kurulabilmesidir. Amedspor’un önündeki gerçek tercih de “Kimlik mi, birlik mi?” değildir. Esas tercih, kimliği duvara dönüştüren bir siyaset ile onu tanışmaya, eşitliğe ve ortak geleceğe açan bir anlayış arasındadır.

Öyleyse iki yazının ortak başlığındaki soruya dönelim: Amedsporlu olmak mı, Amedspor formasını giymek mi daha zordur? Amedsporlu olmak bir aidiyettir; fakat o formayı başka bir şehirde, başka bir tribünde veya sokağın ortasında korkmadan giyebilmek, ne yazık ki daha zordur. Çünkü formayı giyen kişi bazen yalnızca takımını değil, kendisine yöneltilen bütün önyargıların ağırlığını da taşımaktadır.

Gerçek kardeşlik, Amedspor taraftarının formasını çıkararak görünmez hâle gelmesi değildir. O formayla ülkenin her şehrinde hakarete uğramadan, tehdit edilmeden ve saldırıya maruz kalmadan yürüyebilmesidir. Çünkü bir forma yüzünden korkmak zorunda kalan yalnızca onu giyen kişi değildir; onunla birlikte ülkenin birlikte yaşama iddiası da yara almaktadır.

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.