Bir Şehrin Soft Power’ı Olmak ya da Niyazi Ertaş
Bir şehrin yalnızca görünen yöneticileri yoktur. Seçilmiş yöneticiler ve bürokratlar şehrin resmî yüzüdür. Bir de makam yetkisi olmadan sözü dinlenen, görüşüne başvurulan, tecrübesiyle çevresine yön veren insanlar vardır. Onlar emir vermezler; fakat söyledikleri önemsenir. Güçlerini unvanlardan değil, kazandıkları güven, itibar ve birikimden alırlar.
İşte böyle insanlara bir şehrin soft power’ı, yani yumuşak gücü denilebilir. Soft power; baskıyla değil güvenle, zorlamayla değil iknayla etkileyebilme gücüdür. Bazen bir şehrin asıl kuvveti, göz önündeki makamlarda değil; o şehrin vicdanını, hafızasını ve ortak aklını temsil eden, küçük dokunuşlarıyla kelebek etkisi yaratabilen insanlarda saklıdır.
Niyazi Ertaş’ın portresine baktığımda, Afyonkarahisar’ın böyle isimlerinden birini görüyorum.
Bazı insanlar şehirlerini yüksek sesle sever. Bazılarıysa sevgisini daha sessiz yaşar; bir yolun nasıl kısalacağını, bir mahallenin nasıl güzelleşeceğini, bir esnafın kepengini nasıl açık tutacağını düşünür. Onlar için şehir sevgisi dillerde dolaşan bir söz değil, omuzlarda taşınan ağır bir sorumluluktur. Niyazi Ertaş, şehrini bu ikinci şekilde sevenlerdendir.
Uzun yıllar Devlet Su İşleri’nde görev yapmış, devletin işleyişini içeriden tanımıştır. Devlet hizmeti insana yalnızca mesleki tecrübe kazandırmaz; sabretmeyi, planlamayı ve uzun yollar yürümeyi de öğretir. Masa başında alınan bir kararın sahada nasıl hayata geçirildiğini, yapılan bir yanlışın yıllar sonra nasıl ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Her sorunun bağırarak çözülemeyeceğini; dinlemenin, anlamanın ve doğru zamanı beklemenin gerektiğini de öğretir.
Belki de bu nedenle Niyazi Ertaş’ın siyasetinde havada kalan büyük sözlerden çok, şehrin gerçek meseleleri vardır. Ekonomiden spora, köyden kente, mimariden sanata kadar Afyonkarahisar’ı ilgilendiren konularda geri durmak yerine sorumluluk üstlenmeyi tercih eder. Çünkü onun için şehir, haritada sınırları çizilmiş bir yer değil; insanların sevinçleri, kaygıları, beklentileri ve yarım kalmış umutlarıdır.
Kentsel dönüşümün arkasında güvenli bir ev isteyen aileyi, trafik sorununun arkasında işine yetişmeye çalışan insanı, esnaf denildiğinde siftah bekleyen babayı, çiftçi denildiğinde umudunu yağmura emanet eden üreticiyi görebilmek gerekir. Siyaset, bu hayatlara dokunabildiği ölçüde anlamlıdır. Aksi hâlde meydanlarda söylenen sözlerden, asılan afişlerden ve unutulan vaatlerden ibaret kalır.
Niyazi Ertaş’ın siyaset dilinde dikkat çeken taraflardan biri, eleştirisini kişilerden değil, işler üzerinden kurmasıdır. “Kişiler değil, belediye önemlidir.” sözü, unuttuğumuz bir anlayışı hatırlatır. Çünkü kişiler gelir, makamlar el değiştirir, unvanlar unutulur; fakat şehir kalır. Muhalefet, yapılan her şeye karşı çıkmak değil; yanlışın karşısında dururken doğrunun hakkını teslim edebilecek bir vicdana sahip olmaktır.
Bazen bir şehirde iktidar olmak kadar önemli başka bir görev vardır: Unutulan sorunları hatırlatmak, sessizlerin sesini duyurmak ve yönetenleri düşünmeye mecbur bırakmak… Birilerinin “Bu şehir daha iyisini hak ediyor.” demesi; esnafın sessizliğini, çiftçinin yorgunluğunu ve dar gelirlinin çaresizliğini dile getirmesi gerekir.
Niyazi Ertaş’ın sakin, ölçülü ve gerekçelere dayanan tavrı, onun Afyonkarahisar’daki farklı siyasi partilerin temsilcileri tarafından hem bir “ağabey” hem de Afyon siyasetinin akil isimlerinden biri olarak görülmesini sağlamıştır. Soft power, onun şahsında karşılığını tam da burada bulur: Aynı düşünceyi paylaşmayanların bile saygısını kazanabilmek, kavga etmeden eleştirebilmek ve farklı kesimler arasında güven köprüsü kurabilmek…
Çağımızda çoğu zaman en doğru sözü söyleyen değil, en yüksek sesle konuşan duyuluyor. Oysa her sessizlik güçsüzlük değildir. Bazen insan, bağırmaya gücü yetmediği için değil, sözünün ağırlığını bildiği için ölçülü konuşur. Gerçek güç, insanları susturmakta değil; onlar konuşurken dinleyebilmekte ve ortak bir söz oluşturabilmektedir.
Niyazi Ertaş’ın en belirgin özelliklerinden biri, yılların tecrübesini şehrinin geleceğine aktarma çabasıdır. Devlet hizmetinde geçen bir ömrün ardından köşesine çekilmek yerine hâlâ Afyonkarahisar için düşünmesi ve sorumluluk üstlenmesi önemlidir. Çünkü memlekete hizmet etmek için makam gerekmez. Bazen bir fikir ortaya koymak, yanlışın karşısında durmak ya da unutulanların sesi olmak en değerli hizmettir.
Sonuçta makamlar geçici, bırakılan iz kalıcıdır. Unvanlar silinir, kapılardaki tabelalar değişir; fakat insanın şehrine kazandırdığı güven yaşamaya devam eder. Niyazi Ertaş, bugün de Afyonkarahisar’ın sosyal ve siyasal hayatında küçük dokunuşlarıyla kelebek etkisi oluşturabilen, sessiz fakat etkili bir soft power’dır. Aktif siyasette yer alsın ya da almasın, yılların kazandırdığı bu etki varlığını sürdürecektir.
Çünkü bir şehrin gerçek evlatları, “Bu şehir bana ne verdi?” diye sormazlar.
Onlar, ömürleri boyunca “Ben bu şehre daha ne verebilirim?” diye düşünürler.
Belki de bir şehrin soft power’ı olmak tam olarak budur: Makamdan ayrıldıktan sonra bile etkisinin sürmesi, sesi duyulmadığında bile sözünün hatırlanması ve adının şehir hafızasında güvenle anılmasıdır.