AK PARTİ İL BAŞKANI KAVAK: “EN AZ BENİM KADAR” İL BAŞKANI OLUR

Yayınlama: 07.09.2026
A+
A-

Afyonkarahisar AK Parti İl Başkanı Av. Turgay Şahin’in sürpriz bir biçimde görevden ayrılmasının ardından yaklaşık iki ay boyunca yeni il başkanı atanamadı.

Bu iki ay içinde elli civarında isim konuşuldu.

“Şu bunun adamı, bu bunun adamı, falanca kişi öne çıkıyor, filanca kişi atağa geçti…”

Her gün başka bir isim, başka bir iddia, başka bir kulis.

Hatta Burhanettin Çoban, Star Masası’nda öyle iddialı ve özgüvenli bir laf etti ki, neredeyse tek adres kendisini gösteriyordu:

“Bu işi benden daha iyi yapacak biri varsa ona verin.”

Genel Merkez’den gelen ve temayül yoklamaları ile ön görüşmeler yapan AK Parti yöneticilerine söylediği bu söz, o günlerde hayli dikkat çekmişti.

Derken…

Sürpriz bir biçimde, çoğumuzun beklemediği bir isim çıktı ortaya:

Dr. Özgür Kavak.

Ve Kavak’ın il başkanlığı macerası da oldukça dikkat çekici bir cuma namazıyla başladı.

Cami içerisinden bir fotoğraf…

Başında cemaati anımsatan bir takke…

İmaret’ten parti binasına yürüyüş…

Parti önünde kurban kesilmesi, dualar…

Ve yine orada takkeli bir hocanın görüntüsü.

Ardından AK Parti İl Başkanı Dr. Özgür Kavak’ın karşısına çıkan hemen herkesle sarılması, koluna girip poz vermesi…

Doğrusunu söylemek gerekirse, mükemmel bir halkla ilişkiler ve magazin hareketiydi.

Kavak daha ilk günden görüntüyü vermişti:

“Ben mesafeli bir il başkanı olmayacağım.”

Ben de AK Parti Özel Kalemi’ni arayıp, ilk kez karşılaşacağımız AK Parti İl Başkanı Dr. Özgür Kavak’tan randevu talep ettim.

Starafyonhaber yazarları Sibel Şenocak, Şehri Türker, Fevzi Şen, Hüseyin Bay, Av. Emre Çınar ve Resul Sündük ile birlikte verilen gün ve saatte randevumuza gittik.

İçeriden yine kalabalık bir ekip çıkarken, güç bela bizim ekip içeri alındı.

Dr. Özgür Kavak herkese yaptığını bize de yaptı.

Sıkı bir sarılma…

Ardından yerlerimize oturduk.

KAVAK KENDİSİNİ ANLATTI

Başladı anlatmaya…

Çok çalışkan olduğunu…

Çok akıllı olduğunu…

Çok başarılı olduğunu…

16 yaşından beri Recep Tayyip Erdoğan ile aynı yolda yürüdüğünü…

AK Parti seçmeninin sarılmayı unuttuğunu…

Uzun uzun anlattı.

Biz de kendisiyle daha önce hiç karşılaşmadığımız için ekip arkadaşlarımızı tanıtırken, Kavak bir anda söze girdi.

Ve benimle ilgili söyledikleri, toplantının en dikkat çekici anlarından biri oldu.

“Ömer Mazi’yi iyi bilirim. Bundan 13-14 yıl önce AKÜ’de öğrenciyken rektörümüzü yazıyordu. Her sabah ilk işimiz, ‘Ömer Mazi bugün ne yazmış?’ diye onun yazısını okumaktı.”

Ardından peş peşe üç cümle geldi:

“Ömer Mazi’nin kalemi çok keskin, en az benim kadar.”

“Ömer Mazi’nin dili sivri, en az benim kadar.”

“Ömer Mazi cesur, en az benim kadar.”

Şimdi burada insan ister istemez düşünüyor:

Beni övdü mü, gömdü mü?

Vallahi çözemedik.

Sadece ben değil, odadaki ekip arkadaşlarımız da tam olarak anlamlandıramadı.

Çünkü bir tarafta ciddi bir övgü var.

“Kalemi keskin.”

“Dili sivri.”

“Cesur.”

Bunların üçü de gazeteci açısından olumlu özellikler.

Ama…

Her cümlenin sonuna aynı ek geliyor:

“En az benim kadar.”

İşte orada iş biraz karışıyor.

“ÖMER, SEN İYİSİN AMA BEN DAHA İYİYİM” Mİ?

Şimdi ben Özgür Kavak’ın sözlerini şöyle de okuyabilirim:

“Ömer Mazi, seni biliyorum. Kalemin keskin. Dilin sivri. Cesursun.”

Buraya kadar sorun yok.

Ama ardından:

“En az benim kadar…”

Acaba diyor mu:

“Sen keskinsin ama ben senden daha keskinim.”

“Sen sivrisin ama benim dilim daha sivri.”

“Sen cesursun ama benden daha cesur değilsin.”

Hatta biraz daha ileri götürelim:

“Ömer Mazi, ayağını denk al. Senin nasıl bir kalemin olduğunu biliyorum ama benim kalemim de senden aşağı değil.”

Aba altından sopa mı gösterdi?

Yoksa sadece kendine has özgüveniyle bir espri mi yaptı?

İşte burayı hâlâ çözebilmiş değiliz.

Ama bir şeyi biliyorum.

Ben kesinlikle “Dr. Özgür Kavak il başkanı olur, en az benim kadar” demem.

Benim mizacıma aykırı.

Nezaketime ters.

Hele ziyaretime gelmiş, üstelik ilk kez karşılaştığım bir insana…

“En az benim kadar.”

diyerek, içinde hem övgü hem de meydan okuma ihtimali bulunan bir cümle kurmam.

Ben olsam daha basit söylerim:

“Ömer Mazi güçlü bir kalemdir.”

Bitti.

Karşımdakinin de ne anladığını düşünmek zorunda kalmam.

KAVAK ŞİMDİLİK AK PARTİ’YE İYİ GELMİŞ GİBİ

Bütün bunların dışında bir gerçek var.

Dr. Özgür Kavak, şimdilik AK Parti’ye iyi gelmişe benziyor.

İnsanlarla kucaklaşmak…

Kol kola girmek…

Gönülden gönüle dokunmak…

Bunlar güzel görüntüler.

AK Parti’nin ve özellikle sokaktaki insanın özlediği bir görüntü.

AK Parti içerisinde bunu yapabilecek isimlerden biri geçmişte Dr. Mahmut Koçak’tı.

Şimdi başka bir doktor, Dr. Özgür Kavak, benzer bir iletişim tarzıyla fark yaratıyor.

Daha önceki il başkanları, özellikle avukat kökenli isimler, daha soğuk ve mesafeli bir görüntü veriyordu.

Kavak ise tam tersini yapıyor.

İnsanlara dokunuyor.

Sarılıyor.

Fotoğraf veriyor.

Sokağa çıkıyor.

O bakımdan Kavak, AK Parti’ye şimdilik bir heyecan ve yeni bir hava katmış durumda.

SABAH 06.00 MESELESİ

Kavak ısrarla:

“Ben güne erken başlıyorum. Partiyi sabah 06.00’da açıyorum.”

diyor.

İyi de…

Afyonkarahisarlı 09.00’dan önce kalkıp iş yerini açmıyor!

Partiyi 06.00’da açmak güzel.

Ama siyaset sadece kapıyı erken açmakla yapılmıyor.

Asıl mesele, o kapıdan kimin girip çıktığı ve sokakta insanların o kapıyı kendisine ne kadar yakın hissettiği.

Kavak’ın bunu başarabilecek mi, zaman gösterecek.

Şimdilik görüntü olumlu.

Ama siyasette ilk görüntü ile son tablo arasında bazen uzun bir yol vardır.

“REKTÖRÜMÜZÜ YAZIYORDU” DEDİĞİ İSİM KİMDİ?

Bu arada Dr. Özgür Kavak’ın konuşmamız sırasında bahsettiği rektör, Prof. Dr. Mustafa Solak’tı.

Kavak’ın öğrencilik yıllarında benim neden her sabah Mustafa Solak’ı yazdığımı da anlatmak gerekiyor.

Ben Mustafa Solak’ı durup dururken yazmıyordum.

AKÜ’yü…

Afyon Kocatepe Üniversitesi’ni…

Özellikle AKÜ Hastanesi’ni…

Kimlerin, nasıl yönettiğini…

Kimlerin nasıl görevlere getirildiğini…

Ve o dönemde üniversitenin, bugün FETÖ olarak tanımlanan yapıyla ilişkileri konusunda kamuoyuna yansıyan iddiaları yazıyordum.

Yani benim derdim bir rektörü sabah akşam yazmak değildi.

Benim derdim, üniversitede olup bitenleri yazmaktı.

Bugün geriye dönüp baktığımda ise başka bir şey daha görüyorum.

Nasıl olduysa…

Birileri Mustafa Solak’ı aklayıp pakladı.

Tertemiz edip yeniden başka yerlerde, başka görevler verdiler.

İşte gazeteciliğin hafızası burada devreye giriyor.

Bugün herkes kendisini farklı anlatabilir.

Dün ne söylediğini, ne yaptığını, kimin kimi yazdığını unutabilir.

Ama gazetecinin yazdığı yazılar unutmaz.

Çünkü kâğıt unutmaz. Arşiv unutmaz.

Ve bazen yıllar sonra, bir cümlenin içinde yeniden karşınıza çıkar.

Tıpkı Dr. Özgür Kavak’ın yıllar sonra söylediği gibi:

“Ömer Mazi’nin kalemi çok keskin…”

Ben de buradan kendisine küçük bir not bırakayım:

Sayın Başkan, kalemin keskinliği konusunda anlaşabiliriz. Dilin sivriliğinde de… Cesaret konusunda da…

Ama şu “en az benim kadar” meselesini biraz daha konuşmamız lazım.

Çünkü gazetecinin kalemi keskindir.

Siyasetçinin sözü de…

Ama ikisi aynı şey değildir.

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.