Anahtar Parti, Enver Paşa Gölgesi ve Yeni İttihatçılık

Yayınlama: 05.05.2026
A+
A-

Dünkü yazıda Yavuz Ağıralioğlu’nun Afyonkarahisar’da basın mensuplarıyla yaptığı toplantıdan hareketle, Anahtar Parti’nin “seksen altı milyonu kucaklama” iddiasını ve bu iddianın hangi kavramlarla desteklenmesi gerektiğini ele almıştım. Bugün ise aynı toplantıda daha derinden hissedilen tarihsel ve ideolojik damara bakmak gerekiyor.

Çünkü Ağıralioğlu’nun konuşmasının en belirgin taraflarından biri, eski Nizam-ı Âlem çizgisinden gelen tarihsel ufuktu. Çin’den Adriyatik’e uzanan Türk dünyası tasavvuru, Türkistan vurgusu, dünyanın Türklerin adalet anlayışına ihtiyaç duyduğu düşüncesi, Türk dünyasının dirilişi söylemi ve nüfus meselesinin bile bu büyük ülküyle bağlantılı kurulması, onun siyasi tahayyülünde güçlü bir romantik milliyetçilik damarının bulunduğunu gösteriyor. Bazı  Anahtar Parti il- ilçe yöneticilerinin Enver Paşa tarzı bıyık koymuş olmaları da eklenirse.

Bu noktada Enver Paşa meselesi kendiliğinden gündeme geliyor.

Ağıralioğlu’nun Enver Paşa’ya yönelik ilgisi yeni değil. Onu yalnızca tarihî bir şahsiyet olarak değil; mağlubiyet çağında bile ülküsünden vazgeçmeyen trajik bir kahraman olarak gördüğü anlaşılıyor. Enver Paşa, bu bakışta “imparatorluğu batıran adam” değil; yıkılan bir evin altında kalacağını bile bile direği tutmaya çalışan, Türk birliği hayalinin peşinden Türkistan’a kadar giden, mağlubiyetinde bile asalet aranan bir figürdür.

Bu, anlaşılabilir bir duygudur. Milletlerin tarihinde böyle trajik kahramanlar vardır. Fakat siyaset, yalnızca trajik kahramanlara duyulan hayranlıkla kurulamaz. Tarihî romantizm, eğer eleştirel akılla dengelenmezse, bugünün gerçeklerini örten bir perdeye dönüşür.

Enver Paşa’yı anlamak başka, Enverci bir siyasi tahayyülle bugünü okumak başkadır.

İttihatçı kuşağın fedakârlığı, cesareti ve devletin dağılmasını önleme telaşı elbette tarihsel bağlamı içinde anlaşılmalıdır. Fakat aynı kuşağın aceleciliği, merkeziyetçiliği, otoriter eğilimleri, savaş kararlarındaki ağır sorumluluğu ve milleti felaketlerin içine sürükleyen siyasal körlükleri de unutulmamalıdır. Niyetin temizliği, sonucun ağırlığını ortadan kaldırmaz.

Bugün Anahtar Parti etrafında tartışılan “yeni İttihatçılık” da tam burada anlam kazanıyor. Bu, elbette İttihat ve Terakki’nin birebir geri dönüşü değildir. Ortada gizli bir cemiyet, askerî bürokratik bir kadro hareketi ya da tarihî anlamda bir komitacılık yoktur.

Fakat bir ruh benzerliği vardır: Devletin çözüldüğü hissi, milleti kurtaracak kadro arayışı, ahlaklı ve liyakatli öncüler fikri, Türk dünyası ülküsü, güçlü devlet arzusu ve tarihin büyük mağlubiyetleri içinden çıkarılmış romantik bir diriliş dili.

Bu dil etkileyicidir. Kalabalıkları heyecanlandırabilir. Özellikle genç, dindar, milliyetçi ve Anadolu duyarlılığı taşıyan kitlelerde karşılık bulabilir. Fakat bütün Türkiye’yi kucaklama iddiası açısından ciddi sınırları vardır.

Çünkü bugünün Türkiye’si yalnızca Türkistan hayaliyle, yalnızca Enver Paşa romantizmiyle, yalnızca ahlak ve dürüstlük vurgusuyla yönetilemez. Bugünün Türkiye’si; demokrasi, laiklik, hukuk devleti, çoğulculuk, sosyal adalet, özgürlükler, kadın hakları, gençlerin gelecek kaygısı, Kürt meselesi, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri, ekonomik yoksullaşma ve kurumsal çürüme gibi somut sorunlarla yüz yüzedir.

Bu meselelerde açık, cesur ve kuşatıcı bir dil kuramayan hiçbir hareket, seksen altı milyonu gerçekten kucaklayamaz.

Anahtar Parti’nin bugünkü konumu bana göre şudur: Türkiye siyasetinde bir kilit aralığı bulmaya çalışıyor. AK Parti’den yorulan ama CHP’ye mesafeli duran; MHP’nin bugünkü çizgisinden rahatsız olan ama milliyetçi damardan kopmak istemeyen; İYİ Parti’de aradığını bulamayan; Zafer Partisi’nin sertliğine, Yeniden Refah’ın dar muhafazakâr diline mesafeli duran seçmen için bir alternatif olma çabasında.

Bu yönüyle siyasette “anahtar” olmaya adaydır.

Fakat anahtar olmak yetmez. Anahtarın hangi kapıyı açacağı da önemlidir. Eğer o kapı, demokrasiye, hukuk devletine, çoğulculuğa, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ve çağdaş dünyanın gereklerine açılıyorsa, bu arayış Türkiye siyaseti için anlamlı bir imkân olabilir.

Ama eğer o kapı, yalnızca romantik bir dindar milliyetçiliğe, hayalî bir Enverciliğe ve yeni bir kadrocu devlet aklına açılıyorsa, o zaman Anahtar Parti geniş Türkiye’nin değil; belli bir tarihsel duygunun, belli bir ideolojik nostaljinin partisi olarak kalır.

Bugünkü izlenimim şudur: Anahtar Parti, Türkiye’nin siyasi ikbalinde “anahtar” olmaya aday görünse de, bütün ülkeyi kuşatacak büyük bir merkez hareketi olabilmesi için yalnızca ahlak ve millet sevgisi söylemini değil; demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve çoğulculuk ilkelerini de açıkça ve cesaretle sahiplenmek zorundadır.

Aksi hâlde elindeki anahtar, büyük kapıyı açmaya değil; kendi sembolik dünyasının kilidinde dönüp durmaya mahkûm olur.

Hüseyin BAY

05.05.2026

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.