

Akdeniz’in en küçük adalarından biri olmasına rağmen Meis, tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle her dönemde önemini koruyan bir ada olmuştur. Savaşların, istilaların ve güç mücadelelerinin tam ortasında kalan ada, yüzyıllar boyunca istikrarlı bir gelişim fırsatı bulamamıştır.
Adanın bilinen ilk halkı Plajlardır. Önceleri hangi inanca sahip oldukları bilinmeyen bu topluluk, Apostol Pavlos’un adaya gelerek İsevi mezhebini yaymasıyla Hristiyanlığı benimser. Meis, milattan sonra uzun yıllar boyunca Rodos’a bağlı bir ada olarak yönetilmiş, “Epistatis” adı verilen memurlar tarafından idare edilmiştir. Bu dönem, Büyük İskender’in doğu seferi sırasında adayı tesadüfen işgal etmesiyle sona erer.

İskender’in ölümünden sonra ada, Pamfilya-Likya hükümdarı Tarhus Andsanyo’nun kontrolüne geçer. Miladi ilk yüzyılda defalarca el değiştiren Meis, Roma döneminde Zoiyas’un yönetiminde kalmış, ardından Abbasi hükümdarı Harun Reşid’in Girit seferi sırasında kötü hava şartlarından korunmak amacıyla kıyıları fethetmesiyle Abbasilerin idaresine girmiştir. Romalıların savaşmak yerine kaçmayı tercih etmesi nedeniyle ada kolaylıkla Arapların eline geçmiştir. Harun Reşid’in ölümünün ardından ada 400 yıla yakın bir süre sömürge olarak kalır.
1307 yılında Meis, Selçukluların hakimiyetine girer. Likya ve Pamfilya olarak bilinen bölgeye yakınlığı nedeniyle Sultan III. Alaaddin’in kuvvetleri adayı zorluk yaşamadan fetheder. Selçuklu’nun yıkılışından sonra ada, Osmanlı Sultanı II. Murat’ın 1446’da gerçekleştirdiği Mısır Seferi dönüşüne kadar yerel halk tarafından yönetilmiştir.

I. Murat, Meis’i aldıktan sonra adaya birkaç görevli, asker ve top bırakarak adanın güvenliğini sağlamış, Anadolu halkının da adada yerleşmesine izin vermiştir. Ancak Osmanlı fethi Rodos Şövalyeleri’ni harekete geçirmiş, Venedik kaptanı Françesko Mavrozini komutasındaki kuvvetler adayı yeniden ele geçirerek Osmanlı görevlilerini katletmiştir. Halkın bir bölümü Kaş’a kaçmıştır. Araplar bir dönem 12 adanın tamamını ele geçirse de bu hakimiyet uzun sürmemiş, Meis yeniden Bizans kontrolüne geçmiştir.
Osmanlı Dönemi ile Gelen İstikrar
Sürekli savaşların gölgesinde kalan Meis’in kaderi, Osmanlı’nın tüm Ege ve Akdeniz adalarında istikrar sağlamasıyla değişmiştir. Osmanlı yönetimi bölgeyi ekonomik olarak canlandırmış, sünger avcılığı, kereste ticareti ve ziraat sayesinde ada zenginleşmiştir. Meis halkı, Anadolu kıyılarında özellikle Kaş ve Gömbe’de tarım yapmış, kereste ihtiyaçlarını Anadolu’dan karşılamıştır. Sünger avcılığı adanın en önemli ekonomik faaliyeti olurken, Meis limanı Teke yöresinin pamuk ve yünlü dokuma ürünlerinin de önemli bir ticaret noktası hâline gelmiştir. Osmanlı’nın getirdiği zeytin ve incir yetiştiriciliği ise halkın yarısından fazlasının geçimini sağlamıştır.

Türklerin Meis’e Yerleşmesi
III. Selim döneminde verilen vergi muafiyetleri, birçok Türk ailesinin Meis’e göç etmesine yol açmıştır. Kaş’tan adaya geçen aileler, Anadolu düzeninde evler yapmış, hayvancılık ile kısa sürede varlıklı bir yaşam kurmuşlardır. Korsan saldırıları nedeniyle bir dönem ada boşaltılmış olsa da Osmanlı Devleti güvenliği sağlayarak Türklerin ve Rumların yeniden adaya dönmesini sağlamıştır. Türkler adaya büyük su sarnıçları ve 1791’de Osman Ağa öncülüğünde bir cami inşa etmiştir. Cami gelirleri için dükkânlar yapılmış, daha sonra Kayserili Ahmet Paşa tarafından ek sarnıçlar kazandırılmıştır. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Meis, 1912 Uşi Anlaşması ile geçici olarak İtalya’ya bırakılmış, 1947 Paris Anlaşması ile Yunanistan’a devredilmiştir. Bugün adada yaklaşık 500 kişi yaşamaktadır.

Dillerin İzleri: Meis’in Kültürel Mirası
Asırlarca bir arada yaşayan Türk ve Rum halkları, günlük yaşamda çok sayıda ortak kelime kullanmışlardır. Antik çağdan gelen ortak sözcükler: Kalamar, kalyon, kamara, kampana, kanca, kaptan, karides, karina, kefal, kerevit, kofana, kolyos, kupes…
Türkçeden Rumcaya geçenler: İbrik, ibrişim, imbat, kadayıf, kalabalık, kahveci, kaldırım, kalfa, kamçı, kayık, kayısı, kaymak, kazan…
Rumcadan Türkçeye geçenler:Ihlamur, ıskara, iskelet, istavroz, kanape, kandil, karamel, karanfil, kiler, kiraz, kiremit, kokoreç…
Doç. Dr. Işık Şifa Üstüner’in Meis Şiiri
2003 yılında hayatını kaybeden Akdeniz Üniversitesi hocalarından Doç. Dr. Işık Şifa Üstüner’in Meis için yazdığı şiir, adanın ruhunu en güzel anlatan dizelerdendir. Onu rahmetle anarak yazıyı şiiriyle noktalıyoruz:
MEİS
Kaşla göz nasıl bir bütünse
Kaş’ın yarım adalarıyla çevrili
Meis’i de öyle.
Sabah gün ışıyınca Meis’e
Kalesi, kayası, camisi, kilisesi
Meydan okuyor,
Ben buradayım dercesine.
Akşamüzeri vurdu mu arkasından,
Kızıl güneş, kararır yüzü
Hüzün çöker
Neden gelmedin (sanki) bugün yine dercesine.
Bir sis sızmış avlusuna
Tadı yok denizin tuzundan başka
Göz kırpmayınca Kaş’a
Akşam mı oldu?
Sarı, kırmızı, mor rengârenk
Masmavi denize vuruyor ışıkları,
Kalesinde dans edelim,
İçi kıpkırmızı,
Beyaz, mor yemiş yiyelim.
Su kabağı çiçeğini, begonyalarını,
Kekiğini koklayalım
Sıkıntılar arasında dercesine
Bir motor kalkıyor Kaş limanından
Geçip gitti Kaş’la göz arasında
Hep bakar dururum.
Kaş’la birlikte olsun diye!