
Papa XIV. Leo’dan önceki Papa Francesco, I. İznik Konsili’nin 1700. yıldönümü olması sebebiyle İznik’e bir ziyaret planlamış, ancak Nisan ayında vefat etmiştir. Vefatından önce, kendisi gelemese de kendisinden sonra gelecek papanın İznik’te ayin yapmasını vasiyet etmiştir. Papa XIV. Leo ise hem bu vasiyeti yerine getirmek hem de İznik Konsili’nin 1700. yıldönümü münasebetiyle ayin yapmak için resmî bir ziyaretle Türkiye’ye gelmiştir.
İznik’te, 1700 yıl önce, 325 yılında I. İznik Konsili yapılmıştı. Bu konsilde Tanrı’nın Oğlu’nun (İsa) ilahlığı, tabiatının ne olduğu ve Tanrı (Allah) ile ilişkisine dair Kristolojik (Hristiyanlık) meseleleri çözüme kavuşturulmuş; Hristiyanlık tarihinin değişmesine zemin hazırlanmış, dolayısıyla da İznik’te önemli bir metin kaleme alınmıştı.
Dönemin kilise babalarının İsa’nın tabiatını tanımlaması açısından önemli bir konsildi. Bütün bu kararlar, Katolikliğin ve Ortodoksluğun temel inançlarının oluşmasına yol açmıştı. Bu sonuçlara karşı çıkan (Ariusçuluk gibi) inançlar aforoz edilmişti. Bu açıdan I. İznik Konsili, Hristiyanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıydı ve İznik’te önemli bir metin ortaya konmuştu.
16 Temmuz 1054 yılında Kardinal Humbert ile Patrik Keroullarios’un karşılıklı aforozları sebebiyle Doğu (Ortodoks) ile Batı (Katolik) kiliseleri arasında ilk ayrılık ortaya çıkmıştır. Bin yıldan uzun süren bu ayrılığa son verebilmek için Papa’nın girişiminin sembolik bir anlam taşıdığı ifade edilebilir. Bununla birlikte, birleşmenin güçlüğü göz önünde bulundurulduğunda bu adım daha çok sembolik bir yakınlaşma çabası olarak yorumlanabilir. Hem Batı’da hem de Doğu’da, Hristiyanlıktan uzaklaşan insanları yeniden kazanma açısından böyle bir yakınlaşmanın önemli bir sembol oluşturabileceği değerlendirilmektedir.
Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti konusunda Türkiye, birçok önemli ve kritik meselede olduğu gibi yine tam ortadan iki ayrı kampa ayrılmış durumdadır. Papa’nın ziyaretinde herhangi bir sakınca görmeyen kesimlerin sesleri çok duyulmazken, ziyaret karşıtlarının daha agresif bir tutum sergilediği görülmektedir. Bu durum, toplumda çok derin bir yarılmanın varlığına işaret etmektedir.
Özellikle iktidar ve çevresinin, ziyaret konusunda hedef gösterici bir açıklamadan kaçındığı; buna karşılık daha yapıcı ve dengeli bir söylem benimsediği anlaşılmaktadır. Onlara göre bu ziyaret, dinler arası saygı çerçevesinde değerlendirilmeli ve uluslararası ilişkiler bağlamında yorumlanmalıdır. Beştepe’de gerçekleştirilen şaşaalı karşılama her ne kadar iç siyasette tartışmalara yol açabilecek olsa da, iktidarın bu karşılamayla Batı ve dünya kamuoyundaki imajına sağlayacağı olumlu katkı inkâr edilemez bir gerçektir.
Ziyarete karşı çıkan ve tepki gösteren taraflara baktığımızda, en çok dikkat çeken grubun ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) ve çevresinde kümelenen Atatürkçü, ulusalcı ve laik kesim olduğu görülmektedir. Bu grup, Papa’nın ziyaretini ve yapılacak ayinleri laikliğe aykırı, egemenliğimize halel getirici ve Lozan’ın rövanşı olarak değerlendirmektedir. Önemli argümanlarından biri de, 1925 yılında Papalık tarafından yapılmak istenen bir ziyarete Atatürk’ün izin vermediği iddiasıdır. “İddia” diyorum çünkü şimdiye kadar bu konuda ortaya koydukları herhangi bir delil mevcut değildir. Böyle bir delil ibraz edilmediği sürece, bu söylem sadece bir iddia olarak kalmaya devam edecektir.
İkinci grup, bazı dinî ve özellikle dinci-muhafazakâr partilerdir. Yeniden Refah Partisi’nin başını çektiği bu kesim, Batı’yı toptan düşman ilan eden ve genellemeci bir bakış açısının hâkim olduğu bir zihniyete sahiptir. Batı’yı temsil eden tüm sembol ve içeriklere peşinen tepki göstermektedirler. Papa’nın yapacağı ziyarete yönelik tutumları da bu kategoride değerlendirilebilir.
Üçüncü grup ise aşırı milliyetçi sağcı çevreler ve bu doğrultudaki bazı kurum ve oluşumlardır. Bu kesim, ziyaretin Türkiye’nin egemenlik anlayışıyla uyuşmadığını ve egemenliğimize müdahale niteliği taşıdığını savunmaktadır.
Dördüncü gruba gelince; bazı dinî cemaat, tarikat çevreleri ve bazı YouTube vaizlerinin tepkilerini dikkate değer bulmuyorum. Kimileri kıskançlıktan ne söylediğini bilemez durumdayken, kimileri de her zamanki gibi basit ve sığ gevezeliklerle meşguldür.
Daha önce de değindiğim gibi, 1925 yılında İznik ziyareti için Papalık tarafından herhangi bir talepte bulunulup bulunulmadığı ve Atatürk’ün böyle bir talebe izin verip vermediği konusunda ortaya konmuş bir belge mevcut değildir. Ayrıca 1925 yılının şartları ile bugünün koşulları son derece farklılaşmıştır. 1925 yılı düşünüldüğünde, Kurtuluş Savaşı’nın bitmesinin üzerinden yalnızca üç yıl geçmiş, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının üzerinden henüz iki yıl geçmiş, halifeliğin kaldırılmasının üzerinden ise sadece bir yıl geçmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesi hâlâ devam etmekte; Boğazlar meselesi ise henüz bir sonuca bağlanmamış durumdadır. Dahası, laik ve demokratik bir cumhuriyetin tam anlamıyla tesis edilemediği, devletin yeni kurulduğu, kırılgan ve kritik bir dönemdir o yıllar. Bütün bu şartlar dikkate alınmadan yapılacak değerlendirmelerin sağlıklı olması mümkün değildir. O koşullar altında kim iktidarda olursa olsun, Papalık tarafından var olduğu iddia edilen bir talebe kesinlikle ret cevabı verirdi. Atatürk gibi bir devlet adamının da böyle bir talebi reddedeceği inkâr edilemez bir gerçektir.
Peki Ak Parti iktidarı neden böyle bir izne onay verdi? Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Öncelikle Türkiye ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Bu ziyaret, ülkemize gelmekte tereddüt eden Batı kaynaklı dış sermayenin direncini kırmak amacıyla gündeme gelmiş olabilir. İkincisi, iktidar kendi anlayışına göre iç siyasetteki sıkışmışlığı aşamamış görünmektedir. Muhalefete yönelik operasyonlardan beklediği sonucu alamamış, bu girişimlerde başarısız olmuştur. Bu operasyonlar Avrupa ve Batı dünyasında da tepkilere yol açmış; tüm bu gelişmeler sonucunda iktidarın meşruiyeti hem içeride hem de dışarıda tartışılır hâle gelmiştir. Dolayısıyla dış meşruiyetini güçlendirmek adına böyle bir izne ihtiyaç duymuş olması mümkündür. İçerideki iktidar muhaliflerinin tepkilerinin bir kısmının da, bu ziyaretin iktidarın dış meşruiyetini artıracağı endişesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
İktidarın, bu ziyaret aracılığıyla kendi meşruiyetini tahkim etme çabası içinde olduğu kanaatindeyim.
Aynı şekilde, Papa’nın ziyaretine izin veren iktidarın da, buna tepki gösteren muhalif kesimlerin de sergiledikleri tutum ve davranışlarında tam anlamıyla samimi olduklarını düşünmüyorum.
Sonuç Olarak
1-) Papalık, Avrupa başta olmak üzere dünya genelinde dinlerden ve kiliselerden uzaklaşma eğilimine çare olarak, dini sembolleri daha görünür kılmak amacıyla 1. İznik Konsili’ne ve Türkiye ziyaretine önem vermektedir.
2-) Genel olarak dinden uzaklaşma olgusuyla karşı karşıya kalan dini kurumlar, birbirleriyle mücadele etmek yerine azalan dindarlığa karşı ortak bir mücadele yürütme gerekliliği duymaktadır.
3-) Türkiye’deki iktidarın içeride ideolojik ve ayrıştırıcı politikayı sürdürmesine rağmen dışarıda pragmatik bir diplomasiyi kendi meşruiyeti ve bekası için gerekli görüyor olması, böyle bir ziyarete izin vermesini ve bu ziyareti sahiplenmesini beraberinde getirmiştir. Dışarıda hoşgörü pozu, içeride tahammülsüzlük!
4-) İktidar, ekonomik darboğazdan kurtulmanın yollarından birinin dış yatırımların ülkeye girişine bağlı olduğunun bilincinde olarak, Avrupa’daki sermayedarlarla bağ kurabilmenin bir aracı şeklinde Papalığın ziyaretini fırsata çevirme isteği ve arzusunu da taşımaktadır. Bu durum ziyaretin önemini artırmaktadır.
5-) İktidar muhaliflerinin ziyarete yönelik tepkilerinin ana sebebi, ziyaretin kendisinden ziyade iktidara kazandıracağı meşruiyet ve ekonomik kazanımlardır.
6-) Atatürk döneminde Papalık tarafından böyle bir talep yapılmış veya geri çevrilmiş olduğuna dair hiçbir delil yoktur; buna rağmen, sanki varmış gibi anlatılması tamamen romantik ve nostaljik bir kurgudur.
7-) Kendi oturdukları binaların ve bindikleri araçların Avrupa’nın hoşgörüsü ve izniyle orada teşkilatlanan dini cemaatlerin sağladığı maddi imkânlara bağlı olduğu bilinen parti (YRP ve Saadet Partisi gibi) ve kuruluşların, Papa’nın ziyaretine daha fazla tepki göstermeleri dikkate değer bir çelişkidir.
😎 Avrupa’daki Müslüman gruplarla ilişki kurup oralarda toplantılar, sempozyumlar, toplu gösteriler ve yürüyüşler düzenlemekle övünen ve bunu iç kamuoyunda propaganda aracı olarak kullanan kesimlerin, Papa’nın ziyaretine karşı gösterdikleri tepki daha büyük bir çelişkidir.
9-) Başka bir iktidarın böyle bir ziyarete izin vermesi durumunda yeri göğü inletircesine tepki gösterecek olan iktidar yanlısı cemaatlerin, sendikaların, vakıf, dernek ve gazetelerin şimdi suspus olup hiç ses çıkarmamaları dikkat edilmesi gereken büyük bir çifte standarttır.
10-) Bana göre ziyaret, normal bir ziyaretin ötesinde herhangi bir anlam taşımamaktadır. Ziyarete gösterilen tepkilerin büyük çoğunluğu, komplo teorilerine yatkın toplumumuzun hüsnükuruntusundan ibarettir.