Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Yalan…
Belki de insanlığın en eski kusurlarından biri. Küçüklüğümüz den beri kötü olduğunu öğrenir, dürüstlüğün erdemini dinleyerek büyürüz. Çünkü biliriz ki güvenin temeli doğruluktur. Yalan ise o temele atılmış bir çatlak gibidir. Ne kadar küçük olursa olsun, zamanla büyür.
Peki ya insan yalan söylemek istemediği halde kendini bir yalanın içinde buluyorsa?
Derler ki beyaz yalan vardır. Oysa kötülüğün de yanlışın da rengi olmaz. Yalan, hangi niyetle söylenirse söylensin yine yalandır. Hayat siyah ile beyaz kadar keskin değildir. Bazen insan çıkarı için değil, bir kalbi kırmamak için susar. Bazen bir gönlü incitmemek için gerçeği eksiltir. Bazen de karşısındaki insanın kaldırmaya hazır olmadığını düşündüğü bir doğruyu yumuşatmaya çalışır.
İşte tam da burada vicdan ile mecburiyet arasında sıkışıp kalır insan.
Bir yanda doğrular vardır; söylenmediğinde içini kemiren, söylendiğinde birilerini kıracağından korktuğun gerçekler. Diğer yanda ise ilişkileri koruma çabası, huzuru bozmama isteği, gönül yapma gayreti…
Kimimiz bir dostu üzmemek için, kimimiz bir büyüğün kalbini kırmamak için, kimimiz de büyümesin diye bir meseleyi küçültmeye çalışırken başvururuz bu yola. Dilimizden çıkan birkaç kelime belki o an için durumu kurtarır ama vicdanımız çoğu zaman kurtulamaz. Çünkü insan en büyük hesabı başkalarına değil, kendisine verir.
Asıl mesele de burada başlıyor. Suç yalan söylemek midir, yoksa insanı yalan söylemek zorunda bırakan şartlar mı?
Çünkü bazı insanlar gerçeği duymak istemez. Sadece hoşlarına giden sözleri işitmek isterler. Doğruyu söyleyen kırıcı, dürüst olan suçlu ilan edilir bazen. Böyle zamanlarda insanlar doğruları paylaşmak yerine sessizliği ya da küçük kaçamakları tercih ederler. Çünkü her doğruyu söylemek cesaret ister; her doğruyu duymak da olgunluk.
Yine de insanın içinde bir yer bilir ki doğrular ertelendikçe ağırlaşır. Söylenen her yalan, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, vicdanda küçük bir iz bırakır. Belki kimse fark etmez, belki kimse zarar görmez ama insan kendi içinde o yükü taşımaya devam eder.
Belki de bu yüzden mesele yalanın kendisinden çok, bizi ona iten sebeplerdir. İnsanları dürüst olmaktan korkutan şey nedir? Neden bazı ilişkilerde doğrular rahatça konuşulamaz? Neden kırılmamak adına kurulan düzenler, sonunda daha büyük kırgınlıklara dönüşür?
Belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru budur.
Çünkü bazen bir yalanın arkasında kötü niyet değil, çaresizlik vardır. Bazen bencillik değil, bir başkasını koruma isteği vardır. Ama ne olursa olsun, vicdan gerçeği bilir.
Ve insan, vicdanı ile mecburiyet arasında kaldığında anlar ki en zor seçim doğruyu bilip onu söyleyebilmektir.
Çünkü bazı yalanlar ağızdan çıkarken değil, gecenin sessizliğinde vicdanda yankılanırken ağır gelir.