Bazı çiçekler vardır; baharın ilk günlerinde açmaz. Biraz daha beklerler. Toprağı dinler, güneşi tartar, rüzgârı hissederler. Ve tam herkes çiçeklerin çoktan açtığını düşündüğü bir zamanda sessizce ortaya çıkarlar. Onları güzel kılan geç açmaları değil, kendi zamanlarını bilmeleridir.
Toplum bize hep aynı hikâyeyi anlatır: Okulunu zamanında bitir, genç yaşta kariyer yap, hayatını erkenden kur. Sanki hayatın belirlenmiş bir takvimi varmış gibi… Sanki o takvimin dışına çıkan herkes geç kalmış sayılırmış gibi.
Oysa hayatın takvimi yoktur.
Sadece cesaret edenlerin yolu vardır.
Kırk yaşında bir üniversite öğrencisiyim. İktisat üçüncü sınıftayım. Bu cümle bazılarına şaşırtıcı gelebilir. Çünkü çoğumuz belirli bir yaştan sonra yeni bir başlangıç yapmanın veya gereksiz veya gereksiz olduğunu düşünmeye şartlandırılmışızdır.
Oysa insanın gerçekten geç kaldığı tek şey, kendi hayatına hiç dokunmamış olmasıdır.
Zaman geçtikçe hayat çoğu insan için fark edilmeden bir rutine dönüşür. Günler birbirine benzemeye başlar. Aynı sabahlar, aynı akşamlar, aynı konuşmalar… Bir süre sonra bu tekrar eden düzen bize güvenli bir alan gibi görünür.
Fakat o güvenli alanın içinde insan yavaş yavaş üretmekten uzaklaşır. Hayat fark etmeden bir kısır döngüye dönüşür; üreten değil, daha çok tükenen veya tüketilen bir hayat.
Bazen de farkında olmadan geçmişte eleştirdiğimiz büyüklerimizi taklit etmeye başlarız. Bir zamanlar anlam veremediğimiz o cümleler dilimizden dökülür:
“Bu yaştan sonra mı?”
“Artık gerek yok.”
“Geç kaldım.”
Oysa insanın içinde hâlâ merak varsa, hiçbir şey için geç değildir.
Üniversite sıralarında otururken yalnızca ders öğrenmiyorum. Aynı zamanda kendimi yeniden keşfediyorum. Gençlerle aynı ortamda olmak bana ayrı bir enerji veriyor. Onların heyecanı bana umut oluyor. Belki benim azmim de bir gün onların hayatında küçük bir dönüm noktası olur, kim bilir.
Belki de hayatın en güzel tarafı tam burada başlıyor. İnsan bazen yıllarca başkalarının çizdiği yolların içinde yürürken kendi sesini duymayı unutuyor. Günler geçiyor, sorumluluklar artıyor, hayat hızla akıyor. Fakat bir gün insan durup kendine baktığında en önemli soruyu sorması gerektiğini fark ediyor: “Ben kendim için ne yaptım?”
İşte o anda yeni bir kapı aralanıyor.
İnsan kendisiyle meşgul olmadığında başkalarının düşünceleriyle doluyor. Başkalarının korkularıyla hareket ediyor, başkalarının çizdiği sınırlar içinde yaşıyor. Ama bir gün dönüp kendine baktığında, aslında yeni bir yolun mümkün olduğunu fark ediyor.
Çabalamak…
Belki yıllarca kendin için hiçbir şey yapmamışken bir anda kendine dönmek…
Bir kitabın sayfalarını çevirirken ufkunun genişlediğini hissetmek…
Düşülen en büyük yanılgılarından biri de;
“Her şey gençken yapılır.”
Tolstoy 65 yaşında çocuğunu kaybedip hayata küsmek yerine 67 yaşında Moskova’daki evinin bahçesinde düşe kalka bisiklet binmeyi öğrenmiştir. Tolstoy’un bisiklet binmeyi öğrenmesi “hayatta hiçbir şey için geç değildir” metaforu oluşturmuştur.
Bazı şeyler gençken yapılır, bazı şeyler ise insan olgunlaştığında anlam kazanır.
Bazı çiçekler erken açar.
Bazıları geç açar.
Ama geç açan çiçekler çoğu zaman en güçlü olanlardır. Çünkü onlar sabretmeyi ve kıymeti bilir.
Eğer bu yazıyı okuyan biri içinden “Benim için artık geç” diyorsa, ona söylemek isterim:
Belki de hayatınızın en güzel baharı henüz gelmedi.
Çünkü bazen insanın en güzel zamanı,
“Geç çiçek açtığı zamandır.”
Sibel ŞENOCAK
Mart 2026
Sibel hanım nayif dilinizle ders cikartdigim konu olmuş.emenize sağlık