Her sabah, gün doğmadan önce mutlu ve dinç bir şekilde uyanmak istiyorum. Tatlı birkaç gerinmenin ardından elimi yüzümü yıkayıp giyinmek ve güneşe merhaba diyebilmek için kendimi dışarı atmak…
Kapıyı açar açmaz, sabah esintisiyle gelen dağ çiçeklerinin ferahlatıcı kokularını almak: kekik, yasemin ya da lavanta… İğde gibi mesela.
Sonra yürümek; hür ve huzurlu, neşeli ve coşkun… Kuş sesleri de duymalıyım; bülbül gibi mesela. Serçeler uçuşmalı etrafımda ya da sığırcıklar geçmeli üstümden, önümden, yanımdan ve arkamdan.
Toprak kokmalı yer, çimen kokmalı hava. Ilık bir esin sarmalı vücudumu; tatlı tatlı dalgalanmalı henüz beyazlamaya başlamış saçlarımda, ılık ılık okşamalı yanaklarımı anne eli gibi, şefkatle…
Yürümeliyim; hür ve huzurlu, kaygısız ve umutlu, korkusuz ve mutlu. Yer, gök, hava, bitkiler ve hayvanlar eşlik etmeli bana sonra: cennet kadar emin, cennet kadar serin ve dünya kadar gerçek…
En yakın tepeye tırmanmalıyım; nefes nefese kalmadan, tıkanıp durmadan, dizlerime de dayanmadan mesela…
Gökte bulutları görmeliyim; doğuya bakanların turunculu, sarılı olanlarından; batıya bakanların ise griden siyaha çalanından.
Dorukta bir an durmalıyım. Ufkumda uzanan çarşaf gibi sakin ve düz ama griden turuncuya dönüşen denize bakmalıyım sonra.
Önce rahat bir bağdaş kurmalı, gözlerimi yummalı ve derin derin nefes almalıyım… Sonra açmalıyım gözlerimi; doğmakta olan güneşe, uyanmakta olan doğaya, kızarmakta olan denize, puslanmakta olan otlara, çiçeklere, ağaçlara ve yükselmekte olan buhara bakmalıyım…
Güneş yükseldikçe önce ben ısınmalıyım. Sonra deniz yavaş yavaş maviye çalmalı… Ve merhaba demeli bir çift yunus; önce güneşe, sonra bana ve her şeye…
Ovasıyla, yamaçlarıyla, otlarıyla, ağaçlarıyla yeşermeli çevre; sükunla ve huzurla…
Sonra çiçekleri, gülleri, rengârenk bitkileri fark etmeliyim hafiften. Huzur dolmalı içime ve ılık ılık akmalı kalbim, aydınlanmalı bilincim, kıpır kıpır olmalı bedenim. İçime çekmeliyim huzuru bir nefes gibi; doğrulmalı ve tembel tembel gerinmeliyim…
Dönerken evime ‘’mağaraya’’ Toplamalıyım birkaç mantar, bir tutam fesleğen ve birazcık da su almalıyım derenin ucundaki pınardan.
Hayal mi?
Rüya mı?
Ev mi?
Mağara mı?
Gerçek mi?…
Hadi ya?!
Gerçekten mi?!…
modern hayatın karmaşasından uzak, güne dinç ve mutlu başlanan bir sabah hayalini ne güzel anlatmışsınız…İnsana huzur veriyor gercekten..ayrıca doğanın sunduğu basit ama derin güzelliklerin insan ruhunu nasıl iyileştirdiğini çok ince ve naiflikle anlatmissiniz.Sonradaki sorularla insanları dusundurmussnz..Kaleminiz daim yazılarınız uzun ömürlü olsn