Geçtiğimiz hafta meydana gelen iki menfur okul saldırısına ilişkin nedenler, sonuçlar ve çözüm önerileri farklı kesimlerce kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Bu değerlendirmelere katılmakla birlikte, bu yazıda meseleyi indirgemeci bir yaklaşımdan uzak, farklı bir perspektiften ele almayı amaçlıyorum.
Gençlerin gözlerinde büyüyen bir öfke var. Ve bu öfke artık saklanmıyor.
Bir zamanlar sessiz ve derindi; şimdi ise taşarak patlıyor.
Adaletsizlik hissi, gelecek kaygısı, değersizlik duygusu, liyakatsizlik…
Hepsi üst üste birikiyor.
Toplum gençlerine umut veremezse, onlar kendilerine başka yollar bulur.
Ve o yollar, çoğu zaman doğru olmaz.
Şiddet ve intihar, bir neslin bastırılmış öfkesinin dışa vurumudur.
Çünkü umudunu kaybeden bir genç, kendisini değil; her şeyini kaybedebilir.
Bu durum, Émile Durkheim’ın ‘’anomi’’ kavramıyla açıklanabilir. Durkheim’a göre toplumun normatif yapısı zayıfladığında, birey—özellikle gençler—neyin doğru neyin yanlış olduğunu tayin edemez hâle gelir. Bu yönsüzlük ve anlam kaybı, gençleri ya kendine yönelmiş bir yıkıma (intihar) ya da dışa taşan bir yıkıcılığa (şiddet) sürükler. Bu yüzden şiddet ve intihar, bireysel sapmalar değil; toplumsal çözülmenin belirtileridir.
Şiddet artık bir haber değil; bir içerik, bir eğlence.
İnsan, alıştığı şeye tepki vermez; onu olağan görür. Asıl tehlike de budur.
Sorumluların hâlâ sorumluluğu üstlenmemesi ise bu olağanlaşmanın en açık göstergesidir.
Tepki vermeyen toplum, zamanla her şeyi kabul eder.
Ve bir gün, kabul ettiklerimiz bizi yok eder. Belki de zaten yok oluyoruz.
Konuşmanın bedelinin arttığı yerde, düşünce geriler.
Bugün birçok insan susuyor; çünkü konuşmanın bir bedeli var.
İnsanlar düşünmeden önce korkuyor. Korkan ve susan, bir gün patlar.
İntihar ve şiddet, bu patlamanın dışa vurumudur.
Düşünemeyen bir toplum, sadece uyum sağlar ya da sağlıyormuş gibi görünür.
Fikirlerin olmadığı yerde yalnızca güç kalır. Güç ise kendisini mutlaka bir yerde gösterir.
Ve gücün olduğu yerde adalet çoğu zaman kaybeder.
Güç, adaleti bozar; hukuku büker.
Toplum hangi dili duyarsa, o dili konuşmaya başlar.
Bugün hâkim olan dil sert: bastır, sustur, yok say; ötekileştir ya da şeytanlaştır.
Dil değiştikçe insan da değişir. Özellikle gençler, dilin ve kültürün çocuklarıdır; neyi görür ve duyarsa ona yönelir.
Şiddetin dili her yerde: siyasette, kürsüdeki vaazda, okuduğu kitapta, oyunda ve evde…
Zamanla bu dil, toplumun karakterine dönüşür. Bunun ilk ve en belirgin işaretleri gençlerde ortaya çıkar.
Nitekim son zamanlarda yaşadığımız intihar ve şiddet olayları da bunun erken örnekleridir.
Tehlikeli sonuç.
Bir gün biri çıkar ve bu dili eyleme dönüştürür.
Ve biz, şaşırmış gibi yapmaya devam ederiz.
En garibi ve en can acıtıcı olan ise, sorumluların bu şaşkınlığıdır.
Toplumsal Sonuç
Bir toplumun en büyük krizi, yarına olan inancını kaybetmesidir.
Bugün birçok genç yarınını göremiyor.
Kırılan Umut
İnsan yarına inanmazsa, bugünü taşıyamaz.
İki Yol
Bu yüzden ya vazgeçer ve intihara yönelir ya da öfkelenir ve şiddete başvurur.
Her iki durumda da kaybeden toplumdur.
Çünkü geleceğini kaybeden bir toplum, kendini de kaybetmeye mahkûmdur.
Çözüm mü?
Var mı?
‘’Çözeceğiz’’ diyenler var.
‘’Adalet için varız’’ diyenler var.
‘’Dindar nesil’’ diyenler var.
Ama ortada çözüm yok, sorumlu yok; sadece tekrar eden sözler var.
Ezcümle bir toplum, önce anlamını kaybeder; sonra gençlerini, en sonunda da kendini.
Not: 20.04.2026 Pazartesi Afyonkarahisar’ın Örnekevler mahallesindeki bir komşu tartışmasında iki kişinin öldürüldüğü olayın da gösterdiği gibi tehlike hemen yanıbaşımızda.
Hüseyin BAY