1 Mayıs Türkiye de ilk kez 1923 te kutlanmaya başladı.
Zaman zaman yasaklandı, zaman zaman coşkuyla meydanlara taşındı. Özellikle 1977 Taksim 1 Mayıs Olayları, bu günün hafızamızdaki en acı sayfalarından biridir. Ama her şeye rağmen 1 Mayıs, emeğin sesi olmaya devam etti ve bugün resmi olarak “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmektedir.
Bugün 1 Mayıs’ın amacı ne?
Sadece tatil yapmak mı?
Sadece bir günlüğüne hatırlamak mı?
Hayır.
1 Mayıs, bize şunu hatırlatır:
Bir toplumun gerçek gücü, gökdelenlerinde değil; o gökdelenleri inşa eden ellerdedir.
Bir ülkenin refahı, rakamlarla değil; o rakamların arkasındaki emekle ölçülür.
Ama asıl soru şu:
Biz bugün emeğe ne kadar değer veriyoruz?
Emeği sadece bir ücret karşılığı mı görüyoruz?
Yoksa bir insanın hayatını ortaya koyduğu bir değer olarak mı?
1 Mayıs, sadece işçinin değil; herkesin günüdür. Çünkü hepimiz bir emeğin içindeyiz. Bir anne evladını büyütürken, bir öğrenci geleceği için çabalarken, bir öğretmen bir nesli yetiştirirken… Hepsi birer emek hikâyesidir.
Belki de 1 Mayıs’ı en doğru anlamak için şunu sormalıyız kendimize:
“Biz, emeğe gerçekten hak ettiği değeri veriyor muyuz?”
Çünkü mesele sadece geçmişi anmak değil,
bugünü düzeltmek ve yarını daha adil kurmaktır.
Ve unutmayalım…
Emeğin olmadığı yerde ne adalet vardır, ne huzur, ne de gerçek bir gelecek.Peki o halde mesele yalnızca bir günü anmaksa, biz her yıl aynı cümleleri tekrar edip sonra unutmaya mı mahkûmuz?
Yoksa 1 Mayıs, hayatın her gününe yayılması gereken bir bilinç mi?
Çünkü adalet dediğimiz şey, sadece mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet; bir işçinin emeğinin karşılığını zamanında almasıdır.
Adalet; bir insanın çalışırken insan gibi yaşamasıdır.
Adalet; “geçinmek” ile “yaşamak” arasındaki farkın kapanmasıdır.
Huzur dediğimiz şey de öyle büyük ve ulaşılmaz bir kavram değil.
Huzur; sabah işe giderken içinin daralmaması,
akşam eve dönerken yorgunluktan tükenmemektir.
Huzur; emeğinin görünmez olmadığını bilmektir.
Ve gelecek…
Gelecek, sadece planlanan değil; inşa edilendir.
Ama o inşa, betonla değil; emekle olur.
Eğer bir toplum emeği görmezden gelirse, aslında kendi yarınını görmezden gelir.
Bugün belki çoğumuz meydanlarda değiliz.
Ama her birimiz hayatın bir yerinde bir emeğin içindeyiz.
O yüzden 1 Mayıs, sadece işçinin değil; insan olmanın hatırlatıldığı bir gündür.
Belki de artık şunu söylemenin zamanı geldi:
Emeğe saygı, bir gün değil; bir duruştur.
Ve o duruş, alkışlarla değil; davranışlarla belli olur.
Sibel ŞENOCAK