SESSİZ KAHRAMANLAR…
Bazı kelimeler vardır; anlamı sözlüklerde bitmez. İçinde bir ömür taşır. “Anne” kelimesi de böyledir. İnsan büyüdükçe anlıyor ki anne sadece bir hitap değil; bir sığınak, bir merhamet, bir rehber, hatta bazen insanın hayata tutunma sebebidir.
Eski Türklerde anne yerine kullanılan “ög” kelimesi bunun en güzel örneklerinden biridir. Bugün kullandığımız “öksüz” kelimesi de buradan gelir. Annesini kaybetmiş çocuk için “ögsüz” denirmiş. Daha da anlamlı olanı, “ög” kelimesinin aynı zamanda akıl anlamına gelmesidir. Yani eskiler anne ile aklı, şefkati ile eğitimi aynı yerde görmüş. Çünkü gerçekten de anne yoksa öğreten de eksik kalır. İnsan ilk doğruyu, ilk yanlışı, ilk vicdanı annesinden öğrenir.
Bir çocuk dünyaya gözünü açtığında ilk gördüğü yüz annesidir. İlk sesi, ilk güveni, ilk sevgiyi annesinde bulur. Daha konuşmayı bilmeden sevgiyi hisseder. Çünkü anne sevgisi anlatılmaz; hissedilir. Bir annenin çocuğuna sarılışı, dünyadaki bütün korkuları susturabilecek kadar güçlüdür bazen.
Anneler sadece çocuk büyütmez aslında. Bir karakter inşa ederler. Bir insanın nasıl biri olacağını farkında olmadan şekillendirirler. Bir çocuğun vicdanlı olması, merhameti bilmesi, empati kurabilmesi çoğu zaman annesinin ona hissettirdiği sevgiyle başlar. Çünkü çocuk önce duyduğunu değil, gördüğünü öğrenir. Annesinin fedakârlığını gören bir çocuk paylaşmayı öğrenir. Sabreden bir anne gören çocuk güçlü olmayı öğrenir. Başkalarının derdiyle dertlenen bir anne gören çocuk insan olmayı öğrenir.
Ne gariptir ki anneler hayatın en ağır yüklerini çoğu zaman sessiz taşır. Yorulurlar ama belli etmezler. Kırılırlar ama çocuklarının yanında güçlü dururlar. Kendileri ağlarken bile çocuklarını güldürmeye çalışırlar. Bir annenin hayatında çoğu zaman “ben” yoktur. Önce evladı gelir. Açken yediren, üşürken üstünü örten, kendi hayallerini erteleyip çocuğunun geleceğini düşünen görünmez kahramanlardır anneler.
Ve anneler, evlatları söz konusu olduğunda canları pahasına bile yapamayacakları şey olmayan insanlardır. Dünyanın en güçlü sevgisi belki de budur. Bir anne kendi yorulur ama evladı yorulmasın ister. Kendisi kırılır ama çocuğu üzülmesin diye susar. Kendi acısını içine atıp evladının mutluluğunu öne koyar. İşte bu yüzden anne sevgisinin tarifi yoktur; çünkü hiçbir karşılık beklemeden verilen en saf sevgidir.
İnsan büyüdükçe annesinin değerini daha iyi anlıyor. Küçükken sıradan sandığımız şeylerin aslında ne büyük emekler olduğunu yıllar sonra fark ediyoruz. Sabah erkenden hazırlanan kahvaltılar, gece hasta başında beklenen saatler, “Ben tokum.” diyerek son lokmayı evladına bırakan fedakârlıklar… Meğer anne sevgisi biraz da kendinden eksiltip evladını tamamlama haliymiş.
Bugün modern dünyada başarıdan, kariyerden, güçlü insanlardan söz ediyoruz ama çoğu zaman o güçlü insanların arkasındaki görünmeyen emeği unutuyoruz. Çünkü bir toplumun gerçek temeli annelerin yetiştirdiği insanlarla kurulur. Vicdanlı bireyler, iyi insanlar, merhametli kalpler önce bir annenin dizinin dibinde yetişir.
Belki de bu yüzden insan kaç yaşına gelirse gelsin annesinin yanında hâlâ kendini çocuk gibi hisseder. Çünkü anne, insanın dünyadaki ilk evidir. Herkes bir gün büyür ama insanın içinde annesine sarılmak isteyen o küçük çocuk hiç büyümez.
Ve bazı insanlar annelerini yanında taşıyabilirken bazıları artık sadece özlemini taşır. İşte o zaman insan anlıyor; anne sadece bir insan değil, hayatın en büyük nimetiymiş.
Başta annelerimin ve tüm annelerin Anneler Günü’nü yürekten kutluyorum. Sibel ŞENOCAK