Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Üç harfli küçücük bir kelime: Ama.
Dilbilgisinde karşıtlık bildiren bir bağlaçtır. Kendinden önce söylenenle kendinden sonra söylenecek olan arasında bir köprü kurar. Ne var ki günlük hayatta bazen köprü olmaktan çıkar, insanın yanlışlarının üzerine örttüğü bir perdeye dönüşür.
“Evet, yaptığım doğru değildi ama…”
“Onu kırdığımı biliyorum ama…”
“Yalan söyledim ama…”
“Haksızlık ettim ama…”
Dikkat ederseniz insan çoğu zaman yanlışını inkâr etmiyor. Hatta önce kabul ediyor. Fakat hemen ardından gelen o üç harf, kabul edilen gerçeği hafifletmeye çalışıyor.
Çünkü bazı “ama”lardan sonra açıklama değil, mazeret gelir.
İşte tam da bu yüzden bazen düşünüyorum:
Ama, doğrunun katili; yanlışın kılıfıdır.
Bir insan “Yanlış yaptım.” dediğinde cümle orada biterse sorumluluk başlar. İnsan yaptığıyla yüzleşir. Vicdanıyla baş başa kalır. Gerekirse özür diler, telafi eder ve aynı yanlışı tekrarlamamak için kendisine dönüp bakar.
Fakat “Yanlış yaptım ama…” dediği anda yön değişir.
Çünkü artık mesele yaptığı yanlış değil, neden o yanlışı yapmakta haklı olduğu hâline gelir.
“Bağırdım ama beni çok sinirlendirdi.”
“Kırıcı konuştum ama o da bana öyle yaptı.”
“Arkasından konuştum ama söylediklerim doğruydu.”
“Yalan söyledim ama gerçeği söyleseydim daha kötü olacaktı.”
“Saygısızlık ettim ama önce o başladı.”
Böylece insan kendi davranışının sorumluluğunu karşısındakinin omuzlarına bırakır.
Ben bağırdım, çünkü sen sinirlendirdin.
Ben kırdım, çünkü sen hak ettin.
Ben yalan söyledim, çünkü şartlar beni buna mecbur bıraktı.
Yanlış benimdir fakat sebebi mutlaka başkasındadır.
Ne kadar kullanışlı bir kelime değil mi şu “ama”?
Vicdanımızı susturuyor, egomuzu koruyor, hatalarımızla aramıza mesafe koyuyor. Üstelik bunu yaparken bize hâlâ dürüst olduğumuz hissini veriyor. Çünkü önce gerçeği söylemişizdir:
“Evet, hatalıydım…”
Fakat ardından gelen “ama”, o itirafın bütün ağırlığını sessizce sırtından indirir.
Belki de gerçek bir özürle sahte bir özür arasındaki fark da burada saklıdır.
“Seni kırdığım için özür dilerim.”
ile
“Seni kırdığım için özür dilerim ama sen de…”
aynı cümle değildir.
İlkinde insan kendi davranışına bakar.
İkincisinde ise özür verirken bile hesabı karşı tarafa keser.
Bazen ilişkilerimizi yoran şey yaptığımız yanlışlardan çok, yanlışlarımızın arkasında durmak yerine onları haklı çıkarmaya çalışmamızdır. Çünkü insan hatayı affedebilir. Fakat kendisine yapılan haksızlığın sürekli gerekçelendirilmesi, zamanla yaranın kendisinden daha ağır hâle gelir.
Elbette her “ama” kötü değildir. Hayat siyah ve beyazdan ibaret olmadığı için şartları, nedenleri ve farklı tarafları anlatmaya ihtiyaç duyarız. Buradaki mesele kelimenin kendisi değil; onu vicdanımızın önüne mi, arkasına mı koyduğumuzdur.
Çünkü açıklamak başka, aklamak başkadır.
Bir davranışın nedenini anlatmak, o davranışı doğru hâle getirmez.
Öfkeli olmak kırmayı, üzülmek incitmeyi, kıskanmak küçümsemeyi, haksızlığa uğramak başka birine haksızlık etmeyi haklı çıkarmaz.
İnsan olgunlaştıkça “ama”larının arkasına saklanmayı değil, yaptığı davranışın önünde durmayı öğrenir.
“Evet, bunu ben yaptım.”
“Yanlıştı.”
“Seni kırdım.”
“Özür dilerim.”
“Telafi etmek istiyorum.”
Bazen insanın karakterini gösteren en güçlü cümleler, içinde hiç “ama” bulunmayanlardır.
Çünkü doğruların her zaman uzun savunmalara ihtiyacı yoktur. Yanlışlar ise kendilerine bir sığınak arar.
Ve bazen o sığınağın kapısında yalnızca üç harf yazar:
AMA.
Bu yüzden bir dahaki sefere “Evet, doğru söylüyorsun ama…” diye başlayan bir cümle kurarken belki bir an düşünmek gerekir:
Gerçekten bir şeyi mi açıklıyorum, yoksa yanlışım için güzel bir kılıf mı dikiyorum?
Çünkü bazen “ama” bir karşıtlık bağlacıdır.
Bazen bir kaçış kapısıdır.
Bazen vicdanın susturucusudur.
Ve bazen de…
Doğrunun katili, yanlışın kılıfıdır.