Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
MİKRO TARİH VE GÜNDELİK SOSYOLOJİ
Mağrur Kumandan, Neredesin? I
Tarihsel Bir Hitabın Gündelik ve Siyasal Sosyolojisi
Cephede bulunma, tanınma, yüz kaybı, sorumluluk ve görünmeyen muhataplar
Özet
Bu çalışma, Mustafa Kemal Paşa’nın 30 Ağustos 1922’de söylediği aktarılan “Hacı Anesti! Mağrur kumandan! Neredesin? Gel, ordularını kurtar!” hitabını, yalnızca bir zafer nidası olarak değil, belirli bir zaman, mekân ve etkileşim düzeni içinde gerçekleşen toplumsal bir eylem olarak inceler. Makro tarih ile mikro tarih arasındaki tamamlayıcı ilişkiden hareketle sözün kaynak niteliği, görünür ve görünmeyen muhatapları, bedensel mevcudiyet, liderlik, tanınma, yüz kaybı ve siyasal meşruiyet boyutları birlikte ele alınır. Hacıanesti’nin önceki küçümseyici beyanı ile Mustafa Kemal’in savaş alanındaki hitabı arasında zamana yayılmış sembolik bir karşılaşma kurulur. Ardından soru; İstanbul’daki saltanat yönetimine, Ankara’daki meşru muhalefete, daha önce alternatif liderlik iddiası taşıyan Enver Paşa çevresine ve düzenli orduyla çatışan Çerkes Ethem’e uzanan daha geniş bir tarihsel çerçevede okunur. Çalışma, bu aktörleri aynı ahlaki ve siyasal düzleme yerleştirmeden, 30 Ağustos Zaferi’nin askerî sonucun ötesinde temsil, sorumluluk ve meşruiyet ilişkilerini nasıl yeniden düzenlediğini göstermeyi amaçlar.
Tarih; savaşların, antlaşmaların, devletlerin, iktidarların, devrimlerin ve büyük siyasal dönüşümlerin anlatıldığı bir disiplin olmanın ötesinde, bütün bu olayları yaşayan insanların da tarihidir. Tarihsel olaylar yalnızca devletler ve kurumlar arasında meydana gelmez; insanın bedeninde, zihninde, ailesinde, evinde ve gündelik hayatında karşılık bulur. Bir savaş, karargâhta alınan kararlardan ve cephede yapılan askerî harekâtlardan ibaret değildir. Aynı zamanda askerin korkusu, komutanın tereddüdü, yaralının acısı, geride bekleyen ailenin endişesi, göçe zorlanan insanların çaresizliği ve sivil halkın hayatta kalma çabasıdır.
Buna rağmen savaşlar, zaferler, yenilgiler ve devrimler özellikle yıldönümlerinde çoğunlukla makro ölçekte ele alınır. Tarihler, cepheler, ordular, komutanlar, askerî planlar ve siyasal sonuçlar tekrar edilir; geçmiş, genel çerçevesi önceden belirlenmiş ve tamamlanmış bir olaylar dizisi hâlinde sunulur. Bu anlatı, olayların ana hatlarını kavramak için gereklidir; fakat tek başına yeterli değildir. Çünkü haritada gösterilen her ilerleme ve geri çekilmenin ardında yürüyen, yorulan, korkan, umut eden, yaralanan veya hayatını kaybeden insanlar vardır.
Makro tarih orduların nereden nereye ilerlediğini anlatır; mikro tarih ise o ordunun içindeki askerin ne gördüğünü, ne hissettiğini ve yaşananlara nasıl anlam verdiğini sorar. Makro tarih bir şehrin hangi tarihte işgal edildiğini veya kurtarıldığını kaydeder; insan merkezli tarih aynı gün o şehirde yaşayan bir ailenin başına ne geldiğini araştırır. Birincisi savaşın sonucunu, ikincisi savaşın insanlar tarafından nasıl yaşandığını görünür kılar. Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Bu nedenle çalışmanın amacı büyük tarihsel olayları küçültmek veya askerî ve siyasal başarıların önemini tartışmaya açmak değildir. Amaç, büyük anlatının dışarıda bıraktığı insanı yeniden tarih sahnesine davet etmektir. Komutanlar yalnızca karar veren makamlar, askerler yalnızca sayısal kuvvetler, siviller ise savaşın arka planındaki isimsiz kalabalıklar değildir. Her biri korkuları, beklentileri, davranışları, sözleri, suskunlukları ve olaylara verdikleri tepkilerle tarihsel sürecin parçasıdır.
Bu yaklaşım karşı tarafta savaşan er ve subayları da araştırmanın kapsamına alır. Düşman ordusunun mensuplarını insan olarak incelemek, işgal ile savunmayı ahlaki bakımdan eşitlemek değildir. Tarihsel sorumluluk ile insani tecrübe birbirinden ayrılabilir: İşgalin sorumluları gösterilirken savaşın içine sürüklenen sıradan insanların korkusu, çözülmesi, itaat ilişkileri ve hayatta kalma davranışları da göz ardı edilmemelidir.