
Kışın en soğuk günlerinden biriydi belki… Ama Süleyman Demirel Fen Lisesi’nin bahçesinde o gün üşüyen pek kimse yoktu. Çünkü havayı ısıtan şey kar topu değildi yalnızca; umut, dayanışma ve “yalnız değilsiniz” duygusuydu.
On ikinci sınıf öğrencileri için sınav maratonu, çoğu zaman yalnız koşulan uzun bir yol gibi gelir. Uykusuz geceler, biriken denemeler, omuzlara çöken beklentiler… İşte tam da bu yükün ağırlaştığı bir dönemde, okulda yapılan motivasyon kahvaltısı aslında bir mesajdı: Biz buradayız.
Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetçi’nin öğrencilerle buluşması resmi bir ziyaretin çok ötesindeydi. Hayallerin dinlendiği, kaygıların paylaşıldığı samimi bir buluşmaydı bu.
Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetçi, “Anadolu’nun kalbinde, zorlu hava şartlarında açan haşhaş çiçekleri gibisiniz” dedi. Bu benzetme boşuna değildi. On iki yıllık bir emeğin, sabrın ve direncin özeti gibiydi bu sözler. Yalnız olmadıklarını, emeklerinin görüldüğünü hissettiren cümlelerdi. Bazen bir öğrencinin ihtiyacı olan şey yeni bir kaynak değil, tam da böyle bir inançtır.
Kahvaltıdan sonra okul bahçesinde başlayan kar topu oyunu ise günün en güçlü simgesiydi. Müdürler, yöneticiler, öğrenciler… Ünvanların, makamların eriyip gittiği; kahkahanın, koşmanın, çocukça bir neşenin kaldığı anlar. Sınav stresine verilen belki de en güzel mola.
Müdür Miraç Sünnetçi’ye; Müdür Yardımcısı İbrahim Badak ve Şube Müdürleri Üçler Yıldırım ile Hayati Duman eşlik etti.
Okul bahçesindeki bu güzel tablo eğitimin sadece dersliklerle sınırlı olmadığını bir kez daha gösterdi.
Eğitim bazen bir söz, bazen bir omuz, bazen de atılan bir kar topudur.
O gün Süleyman Demirel Fen Lisesi’nin bahçesinde sadece karlar ezilmedi; kaygılar biraz hafifledi, umutlar biraz daha yeşerdi. Ve belki de öğrenciler, o soğuk kış gününde şunu hissetti:
Bu yol zor olabilir ama bu yolda yalnız değiliz.
Bunlar iyi, güzel şeyler tabi de fen lisesinde disiplin diye bir şey kalmamış. Hemen alt katındaki Kamil Miras’ta disiplin varken Fen Lisesinde niye yok. Bu çocuklar nasıl olsa kendileri başarılı olurlar gözüyle mi bakılıyor acaba?