BENİM VALİM KRİZ ANLARINDA ORTAYA ÇIKMALI

Yayınlama: 16.02.2026
A+
A-

Afyonkarahisar’da gündem o kadar hızlı değişiyor ki insanın başı dönüyor. Bir skandal bitmeden diğeri başlıyor. Hatta bazıları yeni patlamıyor, yıllardır hasıraltı edilmişken gün yüzüne çıkıyor.

İŞKUR’da yaşananlar…
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ndeki skandal…
Emirdağ’daki SYDV olayı…
Belediye başkanı ve kaymakamın adının geçtiği tartışmalar…
Afyonkarahisar Devlet Hastanesi ve başhekimi etrafında bitmeyen polemikler…

Yetmezmiş gibi şimdi de Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Dr. Hakkı Öztürk ile ona bağlı Halk Sağlığı Başkanı Dr. İlker Ahmet Çınar arasındaki görevden alma krizi ve sonrasında yaşananlar…

Afyonkarahisar halkı, neredeyse dizi izler gibi aynı kurumun iki yöneticisinin birbirine girmesini izliyor. Karşılıklı açıklamalar, ithamlar, tehditkâr cümleler, sosyal medya üzerinden racon kesmeler…

Evet, kabul edelim:
Biz gazeteciler için bulunmaz nimet.
Günde birkaç kez manşet değiştir, olaya biraz da benzin dök, reyting tavan…

Ama burada bir sorun var.
Devletin kurumlarının başındaki insanlar, sosyal medyada birbirine laf sokuyorsa;
kurum içi hesaplaşma basın üzerinden yapılıyorsa;
bu iş artık “haber” olmaktan çıkıp devlet ciddiyetinin zedelenmesine dönüşür.

Birinin çıkıp “Dur!” demesi gerekiyor.

Eskiden bu şehirde “akil adamlar” vardı.
Siyasetin, bürokrasinin, iş dünyasının sözü geçen isimleri…
Ortak akıl diye bir şey vardı.

Kriz çıkınca bu insanlar devreye girer sukûnete davet eder.
Tarafları sadece sukûnete davet etmez, sukûnete mecbur bırakırlardı.
Kimse onların sözünün üzerine söz söyleyemezdi.

Ama artık yoklar.
Şairin dediği gibi, o güzel adamlar atlarına binip gittiler.
Kadim şehir Afyonkarahisar’da ne ortak akıl kaldı, ne de akil adam.

Peki ne yapacağız?
İl Sağlık Müdürü ile görevden alınan Halk Sağlığı Başkanı’nın medya üzerinden birbirine girmesini izlemeye devam mı edeceğiz?
Müdahale etmek için birinin diğerini boğazlamasını mı bekleyeceğiz?

Amacım kimseye görev hatırlatmak değil.
Kimseye akıl vermek hiç değil.
Zaten haddim de değil.

Ama 35 yıllık gazetecilik tecrübemle,
bürokrasi, valilik ve siyaset muhabirliği yapmış biri olarak gördüğümü yazıyorum.

Ben Afyonkarahisar Valisi olsam, böyle yapmazdım.

Sağlık işlerinden sorumlu vali yardımcısını çağırır,
“Bir saat içinde bu iki ismi karşımda istiyorum” derdim.

Sonuçta her ikisi de valiliğe bağlı memur.
Vali isterse soruşturma başlatır.
Soruşturma bitene kadar her ikisini de görevden el çektirir.
Kim haklı, kim haksızsa ortaya çıkar.

Hatta ben vali olsam,
öyle koltuklara buyur falan da etmem.
Karşımda ayakta tutar, şunu söylerdim:

Siz ne halt ediyorsunuz?
Siz kim oluyorsunuz da birbirinize hakaret ediyorsunuz?
Siz devlet memurusunuz, bana bağlısınız.
Benden izinsiz nasıl böyle açıklamalar yaparsınız?
Bu kurumları babanızın çiftliği mi sandınız?
Bir daha tek kelime duymayacağım.
Şimdi çıkın karşımdan!

Bir kurum müdürü, yaptığı rutin işleri bile valiliğin izni olmadan basına açıklayamazken;
bizimkiler ne vali tanıyor,
ne mevzuat,
ne etik kural…

Resmen kurum içinde değil, sokakta kavga ediyorlar.
Bu cesareti nereden buluyorlar?

Her gün çarşaf çarşaf açıklamalar, tehditler, suçlamalar…
Herkes izliyor.

Ama unutulmasın:
Herkesin bir üstü vardır.
Her makamın bir amiri vardır.

Bu noktada devreye girmesi gereken yer bellidir.
Bu görev, Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı’na düşüyor.
Hatta düşmekten öte, zaten onun görevi.

Elbette açılışlar, törenler, kız istemeler, yüzük takmalar, dernek ziyaretleri güzel görüntülerdir.
Magazin tarafı vardır, hoş durur.

Ama benim valim,
asıl kriz anlarında ortaya çıkmalı.
Masaya yumruğunu vurmalı.
Devletin ağırlığını hissettirmeli.

Çünkü bu şehir,
bürokraside sokak kavgası izlemekten yoruldu.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.