Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Türkiye’de CHP özelinde, Özgür Özel’in öncülüğünde başlayan siyasi hareketin geleceği tartışılırken öne çıkan temel meselelerden biri, mevcut parti yapısının korunup korunamayacağı ya da yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç duyulup duyulmadığıdır. Ancak bu tartışmayı yalnızca parti adı, amblem, genel merkez binası veya lider kadrosu üzerinden yürütmek eksik ve yüzeysel kalacaktır. Çünkü toplumun asıl beklentisi, eski siyasetin yeni bir tabela altında sürdürülmesi değil; güven veren, kapsayıcı ve sorunlara somut çözümler üreten yeni bir siyaset anlayışının ortaya konulmasıdır.
Hasan Karadeniz’in Star Masası’ndaki açıklamalarında da bu arayışın izleri açıkça görülüyor. Karadeniz, parti içindeki bütün hukuki ve siyasi yolların sonuna kadar kullanılması gerektiğini belirtirken sürecin gereğinden fazla uzatılmasının toplumdaki beklentiyi zayıflatabileceğine dikkat çekiyor. Bu, önemli bir tespittir. Siyasi hareketler yalnızca haklı olmakla değil, doğru zamanda doğru kararı verebilme kabiliyetiyle de başarıya ulaşır. Toplumda doğan umut uzun süre karşılıksız bırakılırsa heyecan azalır, rüzgâr yavaşlar ve değişim talebi başka yönlere savrulur.
Bu nedenle yeni hareketin önünde iki temel görev bulunmaktadır: Birincisi, mevcut teşkilat yapısını koruyarak hukuki mücadelesini kararlılıkla sürdürmek; ikincisi ise muhtemel bütün senaryolara karşı yeni bir siyasi yapılanmanın fikrî ve programatik hazırlığını yapmaktır. Yeni bir parti kurulacaksa bu oluşum, yalnızca mevcut kadroların başka bir çatı altında toplanmasından ibaret olmamalıdır. Aksi hâlde isim değişir fakat siyaset tarzı değişmez.
Karadeniz’in açıklamalarına göre kurulabilecek yeni yapı, Cumhuriyet Halk Partisinin tarihsel ilkelerini ve Cumhuriyet değerlerini koruyacaktır. Bunun yanında demokrasiye, hukuka, adalete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına inanan herkese kapısını açmayı hedefleyecektir. Bu yaklaşım, dar bir parti kimliğinin ötesine geçme arayışını göstermektedir. Ancak genişlemek, temel ilkeleri belirsizleştirmek anlamına gelmemelidir. Gerçek kapsayıcılık, herkese benzemek değil; farklı toplumsal kesimleri açık, tutarlı ve güvenilir ilkeler etrafında buluşturabilmektir.
Türkiye’de CHP’nin uzun yıllardır karşı karşıya bulunduğu önemli sorunlardan biri, oy oranını kalıcı biçimde yüzde 30–35 bandının üzerine taşımakta zorlanmasıdır. Bu seviyelerde oluştuğu düşünülen “cam tavan”, yalnızca ittifak görüşmeleriyle aşılamaz. Seçim dönemlerinde birkaç parti yöneticisinin bir masa etrafında buluşması, seçmenlerin de kendiliğinden birleşeceği anlamına gelmez. Yukarıdan kurulan ittifakların güçlü bir toplumsal karşılığı bulunmadığında, siyasi mühendislik kısa sürede etkisini kaybeder.
Bu nedenle yeni siyaset anlayışının, parti ittifaklarından önce bir halk ittifakı kurması gerekir. Sosyal demokrat, muhafazakâr, seküler ve milliyetçi seçmenlerle; farklı etnik kimliklere mensup vatandaşların, emeklilerin, işçilerin, çiftçilerin, gençlerin ve kadınların ortak sorunlarına hitap edebilen bir dil geliştirilmelidir. Bu dil, kimlikleri inkâr etmeden kimlik çatışmalarını aşmalı; vatandaşları korkuları üzerinden değil, ortak gelecek hedefleri etrafında bir araya getirmelidir.
Yeni yapılanmanın bir başka temel politikası, halkla doğrudan ve sürekli temas kurmak olmalıdır. Siyaset yalnızca televizyon ekranlarında, miting meydanlarında veya seçim bürolarında yapılmamalıdır. Mahallelerde, köylerde, pazarlarda, esnaf dükkânlarında, üniversitelerde ve üretim alanlarında teşkilatlanan, sürekli ve sahaya dayalı bir siyaset geliştirilmelidir. Vatandaş parti binasına geldiğinde kendisini yabancı veya değersiz hissetmemeli; dinlenildiğini ve karar süreçlerine katılabildiğini görmelidir.
Aday belirleme politikası da değişmelidir. Seçim kazanma ihtimali bulunan herhangi bir ismi partiye davet etmek, kısa vadede başarı getirse bile uzun vadede kimlik ve güven sorunları doğurabilir. Adayların yalnızca tanınırlığına değil; geçmişine, liyakatine, siyasi tutarlılığına, toplumsal ilişkilerine ve kamu ahlakına da bakılmalıdır. Ön seçim, eğilim yoklaması, şeffaf mülakat ve yerel teşkilatların görüşleri birlikte değerlendirilmelidir.
Yeni siyasi hareketin ekonomi politikası da genel vaatlerin ötesine geçerek somutlaşmalıdır. Özellikle tarım ve hayvancılığın güçlü olduğu Afyonkarahisar gibi şehirlerde üreticinin maliyetleri, ürünün pazarlanması, sulama, arazi toplulaştırması ve üretim planlaması doğrudan ele alınmalıdır. Çiftçi, daha tohumu toprağa atmadan ürününü hangi şartlarda satabileceğini bilmeli; piyasa fiyatı maliyetin altında kaldığında devletin koruyucu desteğini hissedebilmelidir. Mazottaki vergi yükünün azaltılması, desteklerin göstermelik rakamlardan çıkarılması ve küçük üreticinin krediye erişiminin kolaylaştırılması, yeni politikanın somut başlıkları arasında yer almalıdır.
Türkiye’nin yeni bir partiye ihtiyacı olup olmadığı tartışılabilir. Fakat yeni bir siyasi dile, yeni bir teşkilatlanma biçimine ve güven veren bir programa ihtiyaç duyduğu tartışılamaz. Toplum artık yalnızca iktidarın neden değişmesi gerektiğini değil, yerine gelecek olanların neyi ve nasıl değiştireceğini de duymak istiyor.
Özgür Özel öncülüğündeki hareketin ve bu hareket içinde siyasi sorumluluk üstlenen Hasan Karadeniz gibi isimlerin geleceğini belirleyecek asıl mesele, kurulacak partinin adı değildir. Temel soru şudur: Yeni yapı, eski siyasetin alışkanlıklarını mı sürdürecek, yoksa halkın beklentilerini merkeze alan demokratik, kapsayıcı, üretim odaklı ve ahlaklı bir siyasetin kapısını mı açacaktır?
Yeni bir tabela kolaydır. Zor olan, yeni bir güven inşa etmektir.