Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik ve güvenlik boyutuyla değil, ekonomik etkileriyle de dikkat çekiyor. Uzmanlar, zirvenin kısa vadede hizmet sektöründe hareketlilik yaratırken, uzun vadede yatırım, savunma sanayisi, turizm ve uluslararası ticaret açısından önemli fırsatlar sunabileceğini değerlendiriyor.
Zirve kapsamında Türkiye’ye gelen devlet ve hükümet başkanları, diplomatik heyetler, güvenlik ekipleri ve uluslararası basın mensupları; konaklama, ulaşım, yeme-içme ve organizasyon hizmetlerine olan talebi artırdı. Özellikle oteller, restoranlar, lojistik şirketleri ve turizm işletmeleri bu hareketlilikten doğrudan fayda sağladı.
Bu durum, geçtiğimiz yıl Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen NATO Zirvesi’ni de akıllara getiriyor. 2025 yılında Lahey’de gerçekleştirilen zirve sırasında şehirde oteller doluluk oranlarına ulaşırken, restoranlar, ulaşım şirketleri ve hizmet sektörü önemli bir ekonomik hareketlilik yaşadı. Ancak zirvenin asıl kazanımı, Hollanda’nın uluslararası görünürlüğünün artması, savunma sanayii alanında yeni iş birliklerinin kurulması ve yatırımcı güveninin güçlenmesi oldu. Uzmanlar, benzer bir tablonun Türkiye için de oluşabileceğini ifade ediyor.
Ekonomistler, bu tür uluslararası organizasyonların yalnızca birkaç günlük harcamalarla sınırlı olmadığını, ülkenin yatırım iklimi üzerinde de olumlu etkiler oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye’nin böylesine büyük ve güvenlik açısından kritik bir organizasyonu başarıyla gerçekleştirmesi, uluslararası yatırımcılara kurumsal kapasite ve istikrar açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyor.
Zirvenin öne çıkan başlıklarından biri de savunma sanayisi oldu. Son yıllarda yerli ve millî savunma teknolojilerine yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Türkiye’nin, zirve kapsamında gerçekleştirilen temaslar sayesinde yeni teknoloji ortaklıkları, savunma ihracatı ve uluslararası iş birlikleri konusunda önemli fırsatlar yakalayabileceği değerlendiriliyor.
Bununla birlikte uzmanlar, zirvenin ekonomik etkisinin kalıcı olabilmesi için diplomatik temasların somut yatırım kararlarına, ticaret anlaşmalarına ve uzun vadeli ekonomik iş birliklerine dönüşmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde elde edilen kazanımlar kısa süreli ekonomik hareketlilikle sınırlı kalabilir.
Türkiye’nin jeopolitik konumu ve bölgesel etkinliği dikkate alındığında NATO Zirvesi, yalnızca siyasi bir organizasyon değil; aynı zamanda ülkenin ekonomik potansiyelini ve yatırım cazibesini dünyaya gösterme fırsatı olarak görülüyor.
Sonuç olarak, Hollanda örneğinde olduğu gibi NATO Zirvesi’nin Türkiye’ye de kısa vadede turizm ve hizmet sektöründe canlılık, uzun vadede ise yatırım, savunma sanayii, dış ticaret ve uluslararası itibara katkı sağlaması bekleniyor. Bu potansiyelin gerçek bir ekonomik kazanca dönüşmesi ise zirve sonrasında atılacak somut adımlara ve kurulacak kalıcı ekonomik iş birliklerine bağlı olacak. Sibel ŞENOCAK