Bazı ilişkiler vardır, içinde kavga ve sorun yoktur ama insanın ruhu yorulur. Ortada kaos yoktur fakat insanın dengesi bozulur. Bazı insanlar hakkında fikir geliştiremezsin; kötüdür ya da iyidir diyemezsin, seni kendinle çeliştirirler. Bu tarz insanlar diğerleriyle oyun oynar.
”Eric Berne” insan ilişkilerini incelerken çok çarpıcı bir gerçeği ortaya koyar. Ona göre insanlar çoğu zaman sanıldığı gibi “doğal” iletişim kurmazlar. Çoğu ilişki, farkında olmadan oynanan psikolojik oyunlardan oluşur. Bu görüşünü de ünlü kitabı “Games People Play”de (Oyun Oynayan İnsanlar) ayrıntılı şekilde anlatır.
BERNE’e göre psikolojik oyun; görünürde masum bir iletişim gibi başlayan ama sonunda taraflardan birinin mutlaka incindiği, suçlandığı ya da mağdur olduğu tekrar eden davranış kalıbıdır.
Bu oyunların en bilinenlerinden biri “EVET AMA…” oyunudur.
Bir kişi sürekli sorun anlatır. Karşı taraf çözüm üretmeye çalışır. Ama her öneriye şu cevap gelir:
”Evet ama bu olmaz!”
”Evet ama bu çözüm değil.”
Bir süre sonra fark edersiniz ki ortada çözülmek istenen bir problem yoktur. Asıl amaç çözüm değil, ilgi toplamaktır.
Bir başka oyun “Şimdi seni yakaladım!” oyunudur. Bazı insanlar karşısındakinin hata yapmasını bekler. Olduğunda da hemen saldırırlar. Amaç üstünlük kurmaktır.
Bir diğeri “Senin yüzünden” oyunudur. Kişi kendi hayatındaki başarısızlıkları başkasına yükler:
”Sen olmasaydın böyle olmazdı.”
”Ben bu hale senin yüzünden geldim.”
Aslında burada gerçek sorun başkası değildir. Sorun çoğu zaman sorumluluk almaktan kaçmaktır.
İnsan ilişkilerinin bu karmaşık yapısını çok daha önce fark eden isimlerden biri de Sigmund Freud’dur. Freud’un geliştirdiği Psikanalist kuramına göre insan davranışlarının önemli bir kısmı bilinçdışından gelir. Yani insanlar çoğu zaman neden böyle davrandıklarını bile bilemezler. Bastırılmış duygular, çocukluk deneyimleri ve bilinçdışı çatışmalar ilişkilerde farklı rollere bürünmemize neden olur. Kimi insan sürekli kurtarıcı rolüne, kimi mağdur, kimi ise yargılayıcı rollere dahil olurlar.
Berne bu durumu “Psikolojik Oyun Üçgeni” olarak açıklar: Mağdur, Kurtarıcı, Sorgulayıcı. Roler değişir ama oyun aynı kalır.
Bugün bu oyunlara daha modern bir isim veriyoruz: MANİPÜLASYON diyoruz. (Manipülasyon kelime anlamı olarak; gizli ya da dolaylı olarak yönlendirme ve etkileme.)
Artık psikolojik oyunlar çoğu zaman bu kelime ile anlatılıyor. İsim değişse de öz aynı kalıyor. İnsanlar farkında olmadan birbirlerini yönlendirmeye, duygularını kullanmaya ve ilişki içinde görünmez üstünlük kurmaya çalışıyor. Manipülatif kişiler karşısındaki kişileri çok iyi analiz edip zaaflarını kullanıyorlar.
En tehlikelisi ise bu oyunların açık bir saldırı gibi görünmemesidir. Tam tersine çoğu zaman sevgi, ilgi ya da fedakarlık kılığında ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden insanlar manipülasyonun içine girdiklerini fark edemezler. Bir süre sonra kendilerini sorgularken, açıklama yapmak zorunda ve karşı tarafı memnun etme çabasında bulurlar.
Manipülasyonun en güçlü tarafı görünmez olmasıdır. Bir anda oyunun içinde bulursunuz kendinizi. İşte bu yüzden bazı ilişkiler insanı anlam veremediği bir yoğunluğa sürükler. İnsanı tüketen , ruhunu kemiren sessiz bir zehirdir. Özellikle sevginin altına sığınmış manipülasyon, açık düşmanlıktan daha tehlikelidir.
Çünkü düşmanınızı tanırsınız… Ama sizi yavaş yavaş tüketen kişiyi tanımazsın. O insanlar size en yakın olandır. Çünkü sizi en iyi tanıyanlar sizi nasıl manüpüle edeceklerini bilir ve siz bunun farkına vardığınızda ya saglığınızı kaybetmiş yada benliğinizi kimliğinizi kaybetmiş olursunuz.
Gerçek bir hayat dileğiyle…
Sibel ŞENOCAK