İnsan neden konuşamaz bazen?
Neden kelimeler dilinin ucuna gelir de çıkmaz?
Çünkü herkes her şeyi kaldıracak kadar güçlü değildir…
Ve herkes duyduğu gerçeği taşıyacak kadar olgun da değildir.
Bu yüzden derler:
Konuşmadan önce dokuz kere düşün.
Çünkü bir cümle kurarsın…
Ve o cümle biter.
Ama etkisi bitmez.
Sen unutursun…
Ama karşındaki unutmaz.
Bugün en büyük problem şu:
İnsanlar düşünmeden konuşuyor.
Kırarken kendini haklı, incitirken kendini dürüst sanıyor.
“Ben açık sözlüyüm” diyerek kabalığı meşrulaştırıyor.
Hayır…
Bu açıklık değil.
Bu kontrolsüzlük.
Ve kontrolsüz her söz, birinin içinde patlayan bir bombadır.
Bazı sözler vardır…
Söylendiği an geri dönüşü yoktur.
Özür yetmez.
Açıklama yetmez.
Zaman bile yetmez.
Çünkü bazı kelimeler insanın kalbinde iz değil, yara bırakır.
İşte bu yüzden her doğru söylenmez.
Her gerçek her yerde dile getirilmez.
Çünkü doğruluk, karşındakini ezmek için kullanılan bir silah değildir.
Pervasızca söylenen sözler açık sözlülük değil, hadsizliktir.
Bu yüzden bazen yutkunarak konuşmak gerekir.
Sözün esiri olmamak, üslubu kontrol etmek gerekir.
Ama işin bir de daha ağır bir yüzü var…
İnsan bazen susarak boğazını düğümler.
Bu, konuşmaktan daha ağırdır.
Konuşamadığı için değil…
Konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiği için.
Anlaşılmayacağını bildiği için.
Değer görmeyeceğini bildiği için.
İşte o zaman
boğaz düğümlenir.
Sözler yukarı çıkamaz…
Ama içeride büyür.
Ve insan dışarıdan sessiz, içeriden çığlık olur.
En tehlikelisi de budur: Sürekli yutulan cümleler…
Bir gün insanı susturmaz, bitirir.
İnsan bazen iki uçurum arasında kalır:
Konuşsa kıracak, sussa kendi parçalanacak.
İşte o an boğaz dokuz düğüm olur.
Ne konuşabilirsin…
Ne susabilirsin.
Düşünmeden konuşan insan başkasını yakar.
Hiç konuşamayan insan ise kendini.
Ve gerçek şu ki…
Bu hayatta en ağır yük, içinde büyüttüğün, boğazına düğüm olan sözlerdir.
Sibel ŞENOCAK