Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Güzel ülkemin geldiği durum maalesef bu…
Öncelikle tüm ülkeme başsağlığı ve ailelerine sabır diliyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Geçmiş olsun… Bir daha yaşamamayı umuyorum.
Bundan yaklaşık bir ay önce de Fatmanur öğretmenimizi yazmıştım. İnanın böyle yazılar yazmak hüzün veriyor. Dilerim bir daha yazmak zorunda kalmayız.
Tüm veliler endişeli…
Çocuklarını okula yollamayacaklar, yolladıklarında ise herkesin içinde bir stres olacak.
Peki okula yollamamak çözüm mü?
Sorunun kaynağı ne?
“Suça sürüklenen çocuk” mantığından belki de kurtulmak lazım.
Eğitim bitti diye naralar atıyoruz, akran zorbalığı diyoruz… Evet, bir nevi doğru.
Ama atladığımız bir şey var: veli zorbalığı.
Veliler öğretmeni eziyor…
Çocuk, öğretmenin otoritesini evde yok sayan anne babayı görüyor…
Sonra arkadaşına aynısını yapıyor.
Bu böyle devam ediyor.
Çünkü çocuk gördüğünü yapar. Bu aşikâr.
Kendimize ve çocuğumuza bakmadan, başkalarında kusur arayıp yapılanlara kılıf bulursak…
O kılıf döner dolaşır, kefen olur.
Tıpkı bugün yaşanılan gibi.
Okul başarısını önemsediğimiz kadar çocuğun ahlakını önemsesek…
Ya da çocuğun tuhaf davranışlarını fark edip yardım alsak…
Ama bizim tercihimiz ne?
Yargılamak.
Sonuç: ertelenen suçlar, büyüyen sorunlar.
Çocuklarımızı bu kadar aklarken, gözümüzde masumlaştırırken…
Aslında onları potansiyel birer suç makinesine dönüştürüyoruz.
Ve yine empati eksikliği…
“Benim çocuğum dayak yemesin, atsın kendini ezdirmesin.”
Bu nasıl bir şuursuzluk?
Merhameti, vicdanı, özür dilemeyi, teşekkür etmeyi, takdir etmeyi, utanmayı…
Neden öğretemiyoruz?
Saygısızlığın adını “çocuktur yapar” koyduk.
Evde insanlara olan öfkemizi onların yanında kusuyoruz…
O da gidip aynısını arkadaşına yapıyor.
Öğrencilikten bir haber çocuklar bunlar…
Peki neyle meşguller?
İnternet belasının içinde kaybolmuş, temel eğitimi eksik…
Kendi aralarında kahramanlık savaşları kuran,
İnsan öldürmeyi meziyet sanan,
Kendilerine lakaplar takan bir sanal dünyanın evlatları oldular.
Neden mi?
Çünkü biz de sanal dünyanın anne babalarıyız.
Sadece ilgi alanlarımız farklı.
Ve evet, genelleme yapıyorum…
Maalesef bu artık azınlık değil.
Çünkü okuldan gelen çocuğa sadece dersini, sınavını sorarsan…
Onu robot gibi görürsen…
Bir gün hatrını soranların esiri olur.
O yüzden sormamız gereken şu:
Neyi eksik yapıyoruz?
Neyi fazla veriyoruz?
Nelere göz yumuyoruz?
Bunları düşünmek zorundayız.
İlber Ortaylı’nın dediği gibi:
“Prensler, prensesler yetiştiriyoruz.”
Kusursuzmuş gibi büyütüyoruz.
Bundan 20 yıl önce internet yok diye mi bu olaylar olmuyordu?
Hayır.
Ama o zaman küçümsediğimiz “eğitimsiz” dediğimiz anne babalar…
Aslında bizi eğitiyordu.
Bize bencil olmamayı öğretiyorlardı.
Saygıyı öğretiyorlardı.
Öğretmenin ne kadar kıymetli olduğunu öğretiyorlardı.
Arkadaşımızla kavga ettiğimizde
“o suçlu” demiyorlardı…
“Sen ne yaptın?” diyorlardı.
Bize hatalı olabileceğimizi öğretiyorlardı.
Şimdi ise…
Okuyan anne babalar öğretmenden çok öğretmen, pedagogdan çok pedagog olma peşindeler.
Bu kadar bilen insanın çocukları da kendinde her hakkı görür, maalesef.
Çünkü evde sınır yok.
Çünkü “hayır” yok.
Çünkü çocuk hata yaptığında hesap soran yok.
Ama okulda öğretmen uyardığında?
Bir anda herkes hukukçu kesiliyor…
“Benim çocuğuma kimse bağıramaz!”
“Benim çocuğum öyle bir şey yapmaz!”
Peki soralım o zaman:
Yapmıyorsa bu kötülükleri kim yapıyor?
Sınıfta arkadaşını ezen,
Zorbalık yapan,
Şiddeti çözüm sanan,
Öğretmenine kafa tutan o çocuklar gökten mi indi?
Hayır.
Onlar bizim evlerimizden çıktı.
Evde anne babasına saygı duymayan bir çocuk,
Okulda öğretmenine nasıl saygı duysun?
Evde en küçük hatasında başkalarını suçlayan bir çocuk,
Kendi hatasını nasıl kabul etsin?
Evde “sen haklısın” diye büyütülen bir çocuk,
Hayatta haksız olmayı nasıl öğrensin?
Bugün çocuklarımızı korumak adı altında
Onları sorumsuzluğa itiyoruz.
Sevgi diye sunduğumuz şey, aslında kontrolsüzlük.
Özgürlük diye verdiğimiz şey, başıboşluk.
Ve sonra şaşırıyoruz…
“Bu çocuklar neden bu hale geldi?” diye.
Daha sert bir gerçekle yüzleşelim:
Biz çocuk yetiştirmiyoruz…
Biz ego yetiştiriyoruz.
En ufak eleştiride yıkılan,
İstediği olmayınca öfke patlaması yaşayan,
Empati kuramayan,
Sadece “ben” diyen bir nesil büyüyor.
Ve bu nesil birbirine zarar veriyor.
Sonra yine dönüp devleti suçluyoruz,
Okulu suçluyoruz,
Öğretmeni suçluyoruz…
Ama hiç aynaya bakmıyoruz.
Unutmayalım:
Çocuğun ilk öğretmeni annedir, babadır.
İlk gördüğü saygı, ilk öğrendiği merhamet, ilk duyduğu vicdan evde başlar.
Eğer evde merhamet yoksa,
Okul bunu tek başına veremez.
Eğer evde sınır yoksa,
Toplum bunun bedelini öder.
Ve bugün ödüyoruz.
Acı bir şekilde ödüyoruz.
Artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Sorun sadece “suça sürüklenen çocuklar” değil…
O çocukları bu hale getiren anlayıştır.
Eğer biz değişmezsek,
Bu olaylar bitmez.
Sadece isimler değişir,
Acılar aynı kalır.
Ve korkarım ki…
Bugün “anne beni okula gönderme” diyen çocukların sesi,
Yarın daha büyük bir çığlığa dönüşecek. Sibel ŞENOCAK