Bugün Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun Afyonkarahisar’da basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltılı toplantıya katıldım. Kahvaltının ardından geçilen basın toplantısı yaklaşık bir saat yirmi dakika sürdü. Ağıralioğlu, her zamanki gibi etkili konuşan, cümle kurmayı bilen, hitabeti kuvvetli, Anadolu irfanı ile milliyetçi hassasiyetleri aynı potada eritmeye çalışan bir siyasetçi profili çizdi.
Fakat bazen bir konuşmada söylenenler kadar, söylenmeyenler de önemlidir.
Anahtar Parti’nin kuruluş gerekçesini anlatırken ne Cumhur İttifakı’nın ne de Millet İttifakı’nın karşıtlığı üzerinden siyaset yaptıklarını söyledi. Partiyi, iktidar karşıtlığına ya da muhalefet karşıtlığına değil; seksen altı milyonu kucaklama iddiasına yasladıklarını ifade etti. Bu, ilk bakışta Türkiye’nin yorulmuş, kutuplaşmış ve kamplara bölünmüş siyasi iklimi açısından değerli bir iddia olarak görülebilir.
Ancak asıl mesele, bu iddianın içinin hangi kavramlarla doldurulduğudur.
Ağıralioğlu konuşması boyunca dürüstlükten, ahlaktan, saygıdan, memleket sevgisinden, liyakatten ve devlet ciddiyetinden bahsetti. Bunlar elbette önemlidir. Hatta Türkiye siyasetinin en fazla ihtiyaç duyduğu kavramların başında gelir. Ne var ki bir siyasi hareketin yalnızca “ahlaklı olacağız”, “dürüst olacağız”, “daha iyi yöneteceğiz” demesi yeterli değildir. Çünkü modern siyasette iyi niyet, tek başına kurucu bir ilke değildir.
Demokrasi nerede duruyor?
Hukuk devleti nasıl teminat altına alınacak?
Laiklik hangi anlamda korunacak?
Cumhuriyet hangi değerler manzumesiyle sahiplenilecek?
Çoğulculuk, farklı kimlikler, farklı inançlar ve farklı hayat tarzları hangi siyasi güvenceyle kucaklanacak?
Toplantı boyunca dikkatimi çeken hususlardan biri, bu kavramların neredeyse hiç anılmamış olmasıydı. Demokrasi, laiklik, çoğulculuk ve hukuk devleti gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş siyasal varlığını ayakta tutan temel kavramlar, konuşmanın merkezine yerleşmedi.
Atatürk’ün adı da doğrudan kurucu bir siyasal referans olarak değil; Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için kullandığı “kurucu önder” ifadesine itiraz bağlamında geçti. Ağıralioğlu, “Halka sorsak kurucu önder kimdir, herkes Atatürk der.” anlamına gelen dolaylı bir cümle kurdu. Elbette bu cümle önemlidir; fakat Atatürk’ün yalnızca bir itiraz vesilesiyle anılması, Cumhuriyet fikrinin konuşmadaki ağırlığı bakımından ayrıca düşünülmeye değerdir.
Bu da bana şu soruyu sordurdu: Anahtar Parti gerçekten bütün Türkiye’yi kucaklamak mı istiyor, yoksa Türkiye’nin belli bir tarihsel hafızasına, belli bir milliyetçi-muhafazakâr duyarlılığına ve belli bir romantik devlet fikrine mi sesleniyor?
Bir gazetecinin CHP ile ilgili butlan davası hakkındaki sorusu da dikkat çekiciydi. Ağıralioğlu, daha önce “terörist” diye eleştirilen kesimlerle bugün barış konuşulurken, CHP’ye açılan davanın yarattığı çelişkiye işaret etti. Bu önemliydi. Fakat sorunun can alıcı yerine gelindiğinde, yani “Bu dava siyasi midir, değil midir?” meselesinde net bir tutum ortaya koymadı.
Siyasetin en zor tarafı da budur zaten: Herkesin bildiği çelişkiyi göstermek kolaydır; asıl mesele, o çelişki karşısında nerede durduğunu açıkça söyleyebilmektir.
Ekonomi konusunda da benzer bir durum vardı. AK Parti’nin uzun yıllar boyunca yapabileceği çok şey olduğu hâlde bunları yapamadığını söyledi. “Biz yaparız.” dedi. Fakat bu “yaparız” cümlesinin arkasında ciddi, somut ve ölçülebilir bir programdan çok; “Biz daha dürüstüz, daha ahlaklıyız, daha tarafsız olacağız.” duygusu ağır bastı.
Oysa Türkiye’nin bugünkü ekonomik krizini sadece kötü niyetle veya ahlaki zaafla açıklamak mümkün değildir. Üretim modeli, gelir dağılımı, eğitim sistemi, hukuk güvenliği, kurumsal kapasite, dış politika dengeleri, teknoloji ve insan kaynağı gibi çok boyutlu meseleler vardır. Bunlar için yalnızca güzel söz değil; somut, uygulanabilir ve denetlenebilir program gerekir.
Ağıralioğlu’nun konuşması, güçlü bir ahlaki ton taşıyordu. Fakat bu ton, modern bir siyasal programla desteklenmediğinde eksik kalıyor. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha iyi niyetli yöneticiler değil; aynı zamanda daha sağlam kurumlar, daha açık ilkeler ve daha güçlü demokratik güvencelerdir.
Anahtar Parti’nin “seksen altı milyonu kucaklama” iddiası değerli olabilir. Fakat bu iddia, ancak demokrasi, hukuk devleti, laiklik, çoğulculuk ve Cumhuriyet değerleriyle birlikte anlam kazanır.
Aksi hâlde anahtar, büyük kapıyı açmaya değil; yalnızca kendi çevresinde dönüp durmaya mahkûm olur.