Kanuni Sultan Süleyman, gücünün doruğunda iken sütkardeşi olan Yahya Efendi’ye bir mektup yazar ve, “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da yok olur mu?” diye sorar.
Günler sonra cevaben gelen mektupta Yahya Efendi’nin cevabı ise gayet kısadır: “Neme lazım be Sultanım.”
Bu cevaba bir anlam veremeyen Kanuni, kalkar ve Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gider. Bu sefer biraz sitemli bir tarzda, “Ağabey, ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme; soruyu ciddiye al!” diyerek soruyu tekrar sorar.
Yahya Efendi duraklar.. “Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi açıkça arz etmiştim.” der.
Kanuni, “İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece ‘Neme lazım be Sultanım.’ demişsin. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir mana çıkarıyorum.” diye cevap verir.
Bunun üzerine Yahya Efendi şu müthiş açıklamayı yapar: “Sultanım, asıl aradığın cevap oydu.”der ve ekler: “Bir yerde zulüm yayılırsa, haksızlıklar ayyuka çıkarsa; sonra kuzuları kurt değil, çoban yerse; bilenler de bunu söylemeyip susarsa; fakirlerin, muhtaçların, kimsesizlerin, yoksulların feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse; herkes sadece ‘ben-ben’ derse ve tüm bunları işitenler ‘neme lazım’ derse, işte o zaman devletin sonu gelir ve Osmanlı yıkılır.’’ der.
Kanuni Sultan Süleyman, ülkesinde kendini ikaz edebilen böyle bir alim bulunduğu için Allah’a şükrederek oradan ayrılır.
Bu hikayeyi Yeni Yol Partisi genel başkanı Mümtaz AKINCI Bey, Afyonkarahisar Atatütkçü Düşünce Derneği ziyaretinde (26.12.2025 Cuma günü) anlattı ve kendisinin bu hikayedeki “neme lazım” diyenlerden olmamasına ek olarak, gelecekte torunlarına “Ülke elden giderken siz ne yapıyordunuz?” sorusuna muhatap olmamak için siyasete girdiğini söyledi.
Ülkenin en üst mahkemesinde üyelik yapmış ve ülkenin hukuki açıdan gerektiği gibi yönetilip yönetilmediğini yakinen tecrübe etmiş olduğunu hesaba katarak, kendilerinin bu konudaki tespit ve samimiyetine inanıyorum. Bu bağlamda, siyasi mücadelesinde başarılı olmasını isterim. Ayrıca hakkaniyetli bir muhalefet yapacağına da kanaatim tamdır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele, Kanuni ve Yahya Efendi arasında geçmiş olduğu iddia edilen hikayenin gerçekten olup olmadığı, böyle bir hikayenin dönemin şartlarında gerçekleşip gerçekleşmediği üzerine düşünmek ve eleştirel bir değerlendirme yapmaktır.
Bir sonraki yazıda bu konuyu ayrıntılı biçimde ele alarak, meseleye ilişkin yerleşik kabulleri eleştirel bir gözle yeniden değerlendirmeyi amaçlıyorum.