Savaş Süreci Doğurmadı, Sadece Hızlandırdı

Yayınlama: 25.05.2026
A+
A-

“Ekonomik sıkıntıları savaş mı doğurdu?” Son günlerde en çok tartışılan sorulardan biri bu.
Oysa tabloya yakından bakıldığında görülen şey çok farklı. Çünkü savaş başlamadan önce de Türkiye ekonomisinde ciddi bir yorgunluk hissediliyordu. Bugün yaşanan gelişmeler yeni bir ekonomik kriz oluşturmadı; yalnızca zaten kırılgan hale gelen yapıyı daha görünür ve daha sert hale getirdi.
Bunu anlamak için son aylardaki verilere bakmak yeterli.
2026 yılına girilirken en büyük beklenti, baz etkisiyle birlikte enflasyonda hızlı bir düşüş yaşanmasıydı. Ancak yılın ilk ayları beklentilerin aksine geçti.
2026 enflasyon verileri şöyle gerçekleşti:
Ocak ayında yıllık enflasyon yüzde 30,65, aylık artış yüzde 4,84 oldu.
Şubat ayında yıllık enflasyon yüzde 31,53’e yükseldi, aylık artış yüzde 2,96 olarak açıklandı.
Mart ayında yıllık enflasyon yüzde 30,87 seviyesinde gerçekleşti.
Nisan ayında ise yıllık enflasyon yeniden yükselerek yüzde 32,37 oldu. Aylık artış yüzde 4,18 olarak gerçekleşti.
Mayıs ayı için piyasa beklentileri ise fiyat baskılarının hâlâ sürdüğünü gösteriyor.
Yılın başında “enflasyon hızla düşecek” beklentisi varken, bugün artık yıl sonunda yüzde 30’un altı iyimser bir senaryo olarak değerlendiriliyor.
Üstelik bu tablo, petrol fiyatlarının bugünkü kadar yükselmediği dönemde oluştu. Şimdi enerji maliyetleri daha da yükselmiş durumda. Bu da ulaşımdan gıdaya, üretimden elektriğe kadar her alanda yeni zam baskıları oluşturuyor.
Ekonomide insanların en fazla hissettiği konu ise tam olarak burada başlıyor. Çünkü maaşlar nominal olarak artsa bile, aynı hızda artan fiyatlar nedeniyle vatandaşın alım gücü geriliyor.
Bugün birçok insan maaşına zam geldiği halde ay sonunda daha zor geçindiğini hissediyor. Çünkü market fiyatları, kira giderleri, ulaşım maliyetleri ve temel ihtiyaç harcamaları ücret artışlarının önüne geçmiş durumda.
Aslında sorun yalnızca gelir düzeyi değil; paranın satın alma gücünün sürekli erimesi.
Bu yüzden toplumda en çok hissedilen duygu artık “kazandığımız para yetmiyor” düşüncesi oluyor.
2025’in son çeyreğinde büyüme yüzde 3,4 seviyesinde gerçekleşti. Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranının yaklaşık yüzde 5 olduğu düşünüldüğünde bu veri önemli bir yavaşlamaya işaret ediyor.
İmalat sanayinde zayıflama sürerken kapasite kullanım oranları da geriliyor. Uzun süredir ekonomiyi ayakta tutan hizmet sektöründe bile artık belirgin bir yavaşlama hissediliyor.
Şimdi bu kırılgan yapının üzerine savaşın getirdiği enerji maliyetleri, dış ticaret baskısı ve küresel belirsizlikler ekleniyor.
Bu nedenle 2026’da yüzde 2,5–3 bandında bir büyüme bile artık iyimser bir tahmin gibi duruyor.
Resmi işsizlik oranlarında dönemsel düşüşler görülse de sahadaki gerçeklik farklı hissediliyor. Özellikle genç işsizliği ve geniş tanımlı işsizlik hâlâ ciddi seviyelerde.
İnsanlar artık yalnızca iş bulmayı değil, mevcut işini koruyabilmeyi de büyük bir mesele olarak görüyor.
Ekonomideki yavaşlama derinleştikçe işsizlik baskısının daha fazla hissedilmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Bugün yaşanan ekonomik sıkıntıları yalnızca savaşa bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Çünkü yüksek enflasyon, düşen alım gücü, yavaşlayan büyüme, işsizlik baskısı ve ekonomik güvensizlik savaş başlamadan önce de vardı.
Savaş süreci bu tabloyu doğurmadı; sadece hızlandırdı.
Son yılların en önemli gerçeği belki de şu oldu: Enflasyonla mücadele zamana yayıldıkça ekonomi yeni risklere daha açık hale geliyor. Süre uzadıkça küresel krizler, siyasi gelişmeler ya da dış şoklar mevcut kırılganlığı daha da derinleştiriyor.
Bugün sadece küresel gelişmeler değil, iç siyasette yaşanan belirsizlikler de piyasaların yönü üzerinde etkili oluyor. CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışmalarının da piyasalar üzerinde tedirginlik oluşturduğu görülüyor. Her ne kadar bu etkinin önüne geçilmeye çalışılsa da özellikle bayram sonrası süreçte ekonomik yansımalarının daha görünür hale gelmesi ihtimali konuşuluyor.
Ekonomide artık yalnızca rakamları değil, vatandaşın hissettiği gerçek hayatı da konuşmak gerekiyor. Çünkü mesele sadece büyüme oranları değil; insanların yaşam standardını koruyabilmesi meselesi haline gelmiş durumda.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.