AFSÜ’DE DAVETSİZ MİSAFİR MUAMELESİ

Yayınlama: 14.03.2026
A+
A-

Afyonkarahisar’ın iki büyük değeri vardır. Biri AKÜ, diğeri AFSÜ.
Bu iki kurum sadece üniversite değildir. Bu şehrin geleceğidir. Markasıdır. Gelişmesinin lokomotifidir.

Her şehir iki üniversiteye sahip olamaz. Afyonkarahisar bu konuda gerçekten şanslıdır.

Bir öğrenci çıkıp “Ben AKÜ’de okuyorum” dediğinde de,
“Ben AFSÜ’de okuyorum” dediğinde de gurur duyuyorsa; bu sadece öğrencinin değil, üniversitenin ve şehrin de gururudur.

Çünkü üniversite dediğiniz yer; bir kişinin, bir makamın, bir koltuğun malı değildir.

Üniversite dediğiniz yer; akademisyeniyle, öğrencisiyle, çalışanıyla, mezunuyla yaşayan büyük bir kurumdur.

Kişiler gelir geçer.
Ama üniversiteler kalıcıdır.

AFSÜ Tıp Fakültesi’nin Beyaz Önlük Giyme Töreni vardı. Biz de dedik ki;
“Gidelim genç doktor adaylarının heyecanını yazalım.” Anne babaların gözlerindeki gururu, öğrencilerin ilk beyaz önlüğü giyerken yaşadığı o tarihi anı okuyucularla paylaşalım.

Çünkü beyaz önlük sadece bir kıyafet değildir.
Bir mesleğin namusudur, sorumluluğudur, yeminidir.

Biz törene gitmişiz ama karşılaştığımız tablo sanki davetsiz misafir muamelesi.

Karşımıza çıkan isim:
Üniversitenin Genel Sekreteri.

Soru şu:
“Niye geldiniz? Biz basına davet göndermedik.”

İnsan bir an düşünüyor.
Acaba yanlış yere mi geldik?
Yoksa üniversite töreni değil de aile arasında gizli yapılan bir merasim mi?

Üniversite kendi etkinliğini duyuracak…
Ama gazeteci gelince rahatsız olunacak…

Aynı gün meslektaşım Ömer Mazi bir köşe yazısı yazmış.
Telefonlar başlıyor.
Sitemler başlıyor.
Hakaretler başlıyor.
“Sen nasıl izin verirsin?”
“Nasıl yazdırırsın?”
Sanki gazetecilik değil de müdürden izinle yapılan kompozisyon ödevi.

Bir şeyi hatırlatalım.
Ömer Mazi gazetecidir.
Ben de gazeteciyim.
Gazetecinin yazısını gazeteciye hesap sorarak denetleyen bir sistem henüz Türkiye’de kurulmadı.
Eğer kurulursa ilk duyan biz oluruz.

Şunu da özellikle söyleyeyim.
Ben bugüne kadar AFSÜ hakkında olumsuz bir yazı yazmadım.
Çünkü orada gerçekten büyük emek veren akademisyenler var.
Bilim üreten insanlar var.
Onların motivasyonunu kıracak bir dil kullanmak istemem.
Ama kurum başka, kişilerin tavrı başkadır.

Yanlış yapan varsa onu da yazarız.
Gazeteciliğin doğası budur.

Bir de küçük hatırlatma yapalım.
Genel sekreterlik makamı sorun üretme makamı değildir.
O makamın görevi sorun çözmektir.

Gazeteciye “Niye geldin?” diye sormak yerine “Hoş geldiniz” demek çok zor bir şey olmasa gerek.

Kaldı ki…
Biz bugüne kadar üniversitenin onlarca güzel haberini yaptık.
Bir gün çıkıp “Emeğinize sağlık” diyen olmadı.
Ama en küçük eleştiride telefonlar, hakaretler, sitemler…
Demek ki iyi habere alışmak kolay,
eleştiriye tahammül etmek zor.

Kocatepe Gazetesi AFSÜ çalışanlarının promosyon haberini yaptı. Yapmaması mı gerekiyordu?

Afyon Postası vatandaşın mektubunu yayınladı. Yayınlamaması mı gerekiyordu?

Mehmet Güzbey köşe yazısında AFSÜ’nün yemeklerinden memnun kalınmadığını yazdı. Yazmaması mı gerekiyordu?

Ömer Mazi gördüklerini yazmış. Yazmaması mı gerekiyordu?

Şimdi hakkında iki haber yapıldı diye canın mı yandı?
Bizim her gün canımız yanıyor.
Tırnaklarını bana mı geçirmeyi tercih ettin?

Ben gazeteciyim.
Mahkeme kapısını da bilirim.
Adliye koridorunu da.
Tehdit duymaya da alışığım.
Hakaret duymaya da.
Ama şunu herkes bilsin:
Hiç kimse Allah’tan da büyük değildir, adaletten de.

Bazıları devekuşu gibi kafasını kuma gömüyor.
Etrafında neler oluyor görmüyor.
Ama unutulan bir şey var…
Devekuşu kafasını kuma gömdüğünde dışarıda kalan kısmı herkes görür.

Yani gerçekler gizlenmez.

Son söz:
Üniversiteler büyür.
Şehir büyür.
Gençler büyür.
Ama bazı zihniyetler nedense
yerinde saymaya devam eder.

Beyaz önlük giyilen bir törende
bizim aklımızda kalan tek şey şu oldu:
Önlükler beyazdı…
Ama bazı tavırlar oldukça karaydı.

ÖMER MAZİ’NİN BAHSETTİĞİ İKİNCİ KONU

Afyon Kocatepe Üniversitesi ve Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi.
Her iki üniversite de bu şehrin geleceği. Akademik başarıları kadar şehirle kurdukları iletişim de büyük önem taşıyor.

Son dönemde yerel basına baktığımızda iki üniversitenin de neredeyse her gün haber olduğunu görüyoruz. Fakülteler, yüksekokullar, etkinlikler…

Üniversiteler basında görünür olmaya çalışıyor. Bu aslında sevindirici bir durum.

Ancak işin iletişim tarafına baktığımızda iki üniversite arasında ciddi bir fark göze çarpıyor.

AKÜ burada önemli bir sınav veriyor ve açık söylemek gerekirse tam not alıyor. Çünkü AKÜ’nün yerel basında yer alan haberleri üniversitenin “Basında Biz” bölümünde mümkün olduğunca farklı medya kuruluşlarında yer verilerek yayınlanıyor. Bu yaklaşım hem basına saygı hem de şehirle sağlıklı iletişimin göstergesi.

AFSÜ tarafında ise durum biraz farklı. Haberler çoğunlukla bütün basın kuruluşlarında yayınlanıyor ancak “Basında Biz” bölümünde birkaç medya ile sınırlı kalıyor. Belki de en çok AFSÜ’nün haberleri yapılıyor ama çoğu medya “Basında Biz” bölümünde yok sayılıyor.

AFSÜ “Basında Biz”, AKÜ “Basında Biz”… Ulusal basında görünürlük ise yok. İkisi de sınıfta kalıyor.

İki üniversite de ulusal ve dünya basınında yer almadıkları için markalaşma ve tanınır olma konusunda eksik kalıyor. İki üniversite de bunu bir düşünsün.

İletişim sadece haber göndermek değildir. İletişim, eşitlik ve şeffaflıkla yürütülen bir ilişkidir.

Merak edenler iki üniversitenin de “Basında Biz” bölümüne bakabilir.

Starafyonhaber olarak onlarca haber, onlarca köşe yazısı yazıldı ama bir tanesi bile değerlendirilmemiş.

Güya her şeyden haberi olduğunu söyleyen genel sekreterin “Basında Biz” bölümünden haberi yok. Bana soruyor: “Bu nedir?” diye.
Benim niye haberim yok diyorsan, onu da bizzat o işi yapanlara soruver.

Not: Önümüzdeki günlerde AFSÜ ile ilgili yorumlarımız devam edecek.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.