Ayrılık kaygısı, hepimizin kulağına mutlaka bir yerlerden gelmiş olan bir kavramdır. Kimimiz çocuğumuzdan, kimimiz kardeşimizden, eşimizden, dostumuzdan… Peki bu kadar yaygın bir kavramken kaçımız bu kavramı anlayabiliyor?
Ayrılmada problem yaşama hem çocukluk hem de yetişkinlikte karşımıza çıkabilir. Biz burada çocukluk ayrılma kaygısını konuşuyor olacağız. Genelde hayata gözlerimizi açtığımız evden ilk ayrılmamız gerektiği zamanlarda ortaya çıkan (ya da bu zamanda fark ettiğimiz) bir durumdur. Çocuk kendisine bakım veren yetişkinden ayrılmada zorlanır. Ayrılmayı önlemek için bakım verenine yapışır, panik olur, ağlama ve kendine arar verme krizlerine girer. Okulu ya da gitmek zorunda olduğu başka bir yeri (bakıcı vs.) hiç sevmediğini, oralara hiç gitmek istemediğini söyle. Böyle bir durumu 3-6 yaş döneminde evden ilk ayrılma yaşandığı zamanlarda normal karşılarız. Fakat bu durum başedilemez hale geliyorsa, ev içi düzeni ve duygusal süreçleri zedelemeye başladıysa, bedensel olarak da (mide bulantısı, baş ağrısı, ateş vs) zarar vermeye başladıysa tek başımıza üstesinden gelemiyoruz demektir. Burada bir uzman desteğinden bahsetmemiz gerekir. Bu durumu yaşamanın farklı nedenleri olabilir. Bebeklik döneminde güvenli bağlanma kurulamadıysa, mizaç olarak kaygı düzeyinin yüksek olması, özgüven problemleri, koruyucu ebeveyn tutumları nedenlerden bazılarıdır. Bizler ebeveyn olarak fark etmesek de özellikle kendi kaygımızı da çocuklarımıza yansıtma eylemi içerisinde oluruz. Akşam olduğunda çocuğumuzun yarın okula nasıl gireceğini düşünmeye başlarız, çocuğu bırakıp kaçsak mı yoksa hiç götürmesek mi diye planlar kurarken buluruz kendimizi. Tüm bu düşünce örüntüleri ise çocuklarımıza kaygı olarak yansır ve içinden çıkılamayan olumsuz bir kısır döngüye gireriz. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda neler yapabiliriz? İlk olarak kendi kaygımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz, güvenli bağ temelleri için sağlıklı iletişime, uygun ve yeterli zaman ayırmaya dikkat etmeliyiz, özgüven oluşturmak için çocuklarımızın hobi oluşturmalarına, sosyal ilişkilerini güçlendirmelerine olanak sağlamalıyız.
Kaygı uzun süredir devam ediyorsa ve biz müdahale etmekte zorlanıyorsak mutlaka bir uzmandan destek almalıyız. Bugün almadığımız aksattığımız destek yarın daha farklı problemlerle karşımıza çıkabilir. Kaygısız bir hayat mümkün değil o halde yönetmeyi öğrenmeliyiz!