Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Faust, yalnızca şeytanla anlaşma yapan bir âlimin hikâyesi değildir. O, modern insanın “yetmez” diyen iç sesinin, bilgiyi hikmete dönüştüremeyişinin ve sınır aşma arzusunun büyük aynasıdır.
Goethe’nin Faust’u, aradan iki asır geçmesine rağmen hâlâ eskimemişse bunun sebebi yalnızca edebî kudreti değildir. Faust, modern insanın temel huzursuzluğunu yakalamıştır: Bilmek isteriz, ama bilgi yetmez; yaşamak isteriz, ama yaşamak da yetmez; sevmek, gençleşmek, üretmek, hükmetmek, dünyayı değiştirmek isteriz. Her isteğin ardında yeni bir boşluk belirir. Faust işte bu boşluğun adıdır.
Faust’un trajedisi cehaletten doğmaz. O cahil değildir; tam tersine felsefe, hukuk, tıp ve ilahiyatla uğraşmış bir bilgindir. Fakat bütün bildikleri ona hayatın özünü vermez. Bu yüzden Goethe daha baştan çok çarpıcı bir soruyu önümüze koyar: İnsan çok şey bildiği hâlde niçin eksik kalır? Belki de modern çağın en ağır sorusu budur. Bilgi çoğalır; fakat anlam, hikmet ve huzur aynı hızla çoğalmaz.
Mephistopheles’i yalnızca dışarıdan gelen bir şeytan gibi düşünmek eseri daraltır. O, insanın içindeki alaycı zekâdır; kutsalı küçümseyen, ideali boş gösteren, anlamı çözen, arzuyu kışkırtan karanlık sestir. Faust’u baştan çıkarabilmesinin sebebi, ona yabancı bir şey söylemesi değil; Faust’un içinde zaten hazır bulunan sabırsızlığı dile getirmesidir.
Bugünün dünyasında Mephistopheles, artık eski resimlerdeki gibi boynuzlu bir varlık olmak zorunda değildir. Bazen hazdır, bazen hız; bazen sınırsız tüketimdir, bazen algoritmanın kulağımıza fısıldadığı “bir tane daha” çağrısıdır. Bazen de “daha verimli, daha güçlü, daha görünür ol” diyen modern baskıdır. Goethe’nin şeytanı, çağ değiştirdikçe kılık değiştirir.
Faust’un birinci bölümünün ahlaki merkezi Gretchen’dir. Çünkü Faust’un büyük metafizik arayışı, Gretchen’in küçük ve masum dünyasında gerçek bir yıkıma dönüşür. Goethe burada çok önemli bir şey yapar: Büyük fikirleri, büyük arzuları ve sınırsız deneyim isteğini sıradan bir insan hayatının acısıyla yüzleştirir.
Gretchen, yalnızca bir aşk hikâyesinin kahramanı değildir. O, güçlülerin, aydınların, arayıcıların, tutkuların ve erkek egemen dünyanın altında ezilen kırılgan hayatları temsil eder. Faust’un göğe yönelen aklı, Gretchen’in zindanında ahlaki sınavını verir. Bu sınav bugün de geçerlidir: Bir fikrin, bir projenin, bir teknolojinin, bir siyasi ya da ekonomik hamlenin büyüklüğü, geride bıraktığı acıları unutturuyorsa orada Faustî bir körlük başlamış demektir.
Faust’un ikinci bölümünde Helena, antik güzelliğin, ölçünün ve estetik uyumun sembolü olarak belirir. Faust modern arayıştır; Helena klasik güzelliktir. Bu birlikten doğan Euphorion ise şiirsel dehayı, romantik taşkınlığı ve yükselme arzusunu temsil eder. Parlak, hızlı, enerjik ve büyüleyicidir; fakat ölçüden yoksundur.
Euphorion’un düşüşü bize şunu söyler: Yalnızca yükselmek yetmez; nasıl yükseldiğimiz de önemlidir. Deha, ölçüyle birleşmezse kendi ateşinde yanar.
Özgürlük, sorumlulukla birleşmezse yıkıcı olur. Güzellik, ahlakla ilişki kurmazsa yalnızca parlak bir görüntüye dönüşür.
Adnan Adıvar’ın Faust üzerine yaptığı tahlil, Türk düşünce hayatı açısından kıymetli bir kültür hizmetidir. Çünkü Adıvar, Goethe’yi yalnızca bir Batılı yazar olarak tanıtmaz; Faust’u modern insanın bilgi ve anlam krizi bağlamında okur. Bir bilim tarihçisi olarak onun Faust’a yönelmesi tesadüf değildir. Faust, bilimin kudretini de sınırını da gösterir.
Türk modernleşmesi açısından Faust’un önemi büyüktür. Modernleşmek yalnızca teknik almak, kurum kurmak, bilgi çoğaltmak değildir. Aynı zamanda şu sorularla yüzleşmektir: Bilgi hikmete dönüşüyor mu? Güç merhametle dengeleniyor mu? İlerleme insanı gerçekten yüceltiyor mu? Faust, bu soruları sorduğu için bizim için de hâlâ canlıdır.
Bugünün Faust’u laboratuvarda simya yapan eski bilgin değildir. O, yapay zekâ geliştiren mühendis, gen düzenleyen bilim insanı, büyük veriyle davranışlarımızı yönlendiren platform, insan ömrünü uzatmak isteyen teknoloji girişimcisi ve her şeyi ölçülebilir kılmak isteyen modern akıldır.
Soru değişmemiştir: İnsan sınırlarını aşarken insanlığını koruyabilecek mi? Daha fazla bilgi, daha fazla hikmet demek mi? Daha fazla güç, daha fazla sorumluluk doğuruyor mu? Goethe’nin cevabı nettir: Arayış değerlidir; fakat ahlaki ölçüden kopan arayış insanı büyütmez, yalnızca tehlikeli hâle getirir.
Faust bize hazır bir ahlak dersi vermez; daha zorunu yapar: Bizi kendimizle karşı karşıya bırakır. İçimizdeki bilgi arzusunu, sabırsızlığı, yükselme isteğini, gölgemizi, merhametimizi ve körlüğümüzü görünür kılar. Goethe’nin büyüklüğü de buradadır. Faust’u ne tamamen mahkûm eder ne de aklar. Onu insanlığın büyük aynası hâline getirir.
Ezcümle, Faust’un meselesi yalnızca şeytanla anlaşma yapmak değildir. Asıl mesele, insanın kendi içindeki Mephistopheles’i fark edip etmeyeceğidir. Bilgi ahlakla; arzu merhametle; ilerleme insanî ölçüyle birleşmediği sürece, her çağ kendi Faust’unu ve kendi Gretchen’ini üretmeye devam edecektir.
Not: Bu yazı, 11 Mayıs tarihli YouTube değerlendirmemin kısa bir özeti olup köşe yazısı hâline getirilmiş şeklidir. https://www.youtube.com/live/