Gitmek Bir Anda Olmaz

Yayınlama: 30.06.2026
A+
A-

 

 

 

İnsanların en büyük yanılgılarından biri, bir başkasının hayatında vazgeçilmez olduğuna inanmaktır. Oysa hayat, bunun tam tersini defalarca öğretir. Çünkü bu dünyada hiçbir insan, hiçbir makam, hiçbir ilişki sonsuza kadar garanti değildir. Zaman değişir, şartlar değişir, insanlar değişir. Hayatın en acı gerçeklerinden biri de şudur: İnsan, gerektiğinde en değer verdiklerinden bile vazgeçebilir.

Can, insana verilmiş en değerli emanettir. Buna rağmen öyle zamanlar gelir ki yaşayabilmek için kendi bedeninden bile vazgeçmek zorunda kalır. Ağrıyan bir uzvunu kaybetmeyi kabul eder, hastalıklı bir organını aldırmayı göze alır. Çünkü bilir ki bazen eksilmek, yok olmaktan daha büyük bir kazançtır. İnsan, kendi bedeninden bir parçayı geride bırakabiliyorken siz neden bir başkasının hayatında vazgeçilmez olduğunuzu düşünüyorsunuz?

İnsan ilişkileri de bundan farklı değildir. Birinin size ses çıkarmaması, her davranışınızı onayladığı anlamına gelmez. Kırıldığında susması güçsüz olduğundan değil, belki de kırmamak için kendini susturduğundandır. Affetmesi mecburiyetinden değil, yüreğinin genişliğindendir. Alttan alması çaresizliğinden değil, ilişkiyi kaybetmek istemediğindendir. Ne var ki çoğu insan bu inceliği göremez. Karşısındaki kişinin sabrını sınırsız, sevgisini tükenmez, iyi niyetini ise bitmeyecek bir kaynak sanır.

Oysa sabır da tükenen bir duygudur. Sürekli sınanan güven nasıl yıpranıyorsa, sürekli ihmal edilen sevgi de yavaş yavaş eksilir. Hiç kimse bir günde vazgeçmez. Vazgeçmek; görmezden gelinen kırgınlıkların, değersiz hissettirilen anların, tutulmayan sözlerin ve tekrar eden hayal kırıklıklarının birikmiş hâlidir. Dışarıdan bakanlar, “Bir anda çekip gitti.” derler. Oysa o gidiş, belki aylarca, belki yıllarca içinde verilen sessiz bir mücadelenin son cümlesidir.
İnsanlar karakter olarak birbirinden farklıdır. Kimisi ilk kırgınlıkta arkasını döner, kimisi ise defalarca incinse de kalmak için mücadele eder. Kimisi konuşarak çözmeye çalışır, kimisi sessizliğe sığınır. Fakat en sabırlı insanın bile bir sınırı vardır. Çünkü sabır, sonsuz bir güç değil; değer gördükçe büyüyen bir erdemdir. Değer görmediği yerde ise sessizce tükenir

.
Belki de en büyük hata, insanların iyi niyetini hak edilmiş bir ayrıcalık gibi görmektir. “Nasıl olsa yine affeder.” demek sevgiyi hafife almaktır. “Nasıl olsa gitmez.” diye düşünmek ise karşınızdaki insanın onurunu yok saymaktır. Oysa hiç kimse, sürekli kırıldığı bir yerde ömür boyu kalmak zorunda değildir. İnsan bazen gitmeyi istemediği hâlde gider; çünkü kalmanın bedeli, gitmenin acısından daha ağır gelir.

Hayatın öğrettiği en sessiz gerçeklerden biri şudur: Kimse kimsenin tapulu malı değildir. İnsanlar yanımızda kalmayı seçiyorsa bu, mecbur oldukları için değil; değer gördükleri içindir. Aynı şekilde giderlerse de çoğu zaman sevgileri bittiği için değil, umutları tükendiği içindir.
İşte bu yüzden gitmek bir anda olmaz. İnsan önce susar, sonra kırılır, ardından yorulur. Defalarca anlamanızı bekler, belki bir özür, belki küçük bir çaba, belki de yalnızca değer gördüğünü hissettirecek bir davranış bekler. Bekledikçe tükenir, tükendükçe sessizleşir. Siz onun hâlâ yanınızda oluşunu her şeyin yolunda olduğuna yorarsınız; oysa o, çoktan içinde vedasını etmeye başlamıştır.
Bu yüzden kendinizi vazgeçilmez sanmayın. Size gösterilen anlayışı sıradanlaştırmayın; sabrı zayıflık, sessizliği çaresizlik, affetmeyi mecburiyet olarak görmeyin. Çünkü insanlar öfkeleriyle değil, umutları tükendiğinde giderler. Ve bir insanın umudu bittiğinde, onu geri döndürmeye ne pişmanlık yeter ne de geç kalmış sözler.
Çünkü gerçek gidiş, kapının kapanmasıyla değil; kalbin sessizce vazgeçtiği gün başlar. O gün geldiğinde geriye ne zamanında söylenmeyen sözler ne de sonradan edilen pişmanlıklar kalanı geri getirebilir. Geriye yalnızca, zamanında kıymeti bilinmeyen bir insanın sessizliği kalır. Ve bazen en ağır veda, tek bir kelime edilmeden yaşanandır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.