Siyasal Tercihlerimiz: Memleketin Hayrı mı, Mahallenin İktidarı mı?

Yayınlama: 15.09.2026
A+
A-

 

 

 

Ali Babacan’ın, “Ülkeyi kendi iç sıkıntılarıyla uğraşan CHP’ye bırakmak istemiyoruz.” cümlesi, sıradan bir siyasi polemik olarak geçiştirilemeyecek kadar anlamlıdır. Çünkü bu cümle yalnızca CHP’ye yönelik güncel bir eleştiri değil, Türkiye sağının derin hafızasında yaşayan “Sol gelirse memleket elden gider.” refleksinin yeniden dile gelmesidir.

Bu refleksle yalnızca siyasi liderlerin konuşmalarında değil, gündelik hayatın içinde de karşılaşıyoruz.

Geçenlerde Afyonkarahisar’ın bir ilçesinde, birkaç yıl öncesine kadar Demokrat Parti ilçe başkanlığı yapmış bir esnafın çayını içiyorduk. Sohbet memleket meselelerine gelince eski başkan:

—Ben Türkiye’nin hayrına ve menfaatine olan her şeyi yaparım, dedi ve alışık olduğumuz vatan, millet söylemine başladı.

Ben de kendisine şu soruyu yönelttim:

—Peki, CHP’nin ülke ve millet için iyi işler yapacağına kanaat getirirsen CHP’yi de destekler, ona oy verir misin?

Bu konuşmanın geçtiği tarihte henüz Yeni Parti kurulmamıştı.

Eski başkan hiç düşünmeden:

—Hayır, olmaz! CHP’ye oy vermem, dedi.

Eğer belirleyici ölçüt gerçekten ülkenin hayrı ve milletin menfaati ise ülke yararına yapılan bir işi kimin yaptığının ikinci planda kalması gerekmez miydi? CHP’nin ülke için iyi işler yapacağı kabul edildiği hâlde desteklenmemesi, “vatan ve millet” söyleminin üzerinde daha güçlü bir siyasi aidiyetin bulunduğunu göstermiyor muydu?

Bir gazeteci arkadaşım da adını verdiği MHP’li bir milletvekiliyle yaptığı benzer bir konuşmayı anlatmıştı. Milletvekiline:

—CHP’den ülkenin hayrına bir kanun teklifi gelse destekler misiniz? diye sormuş.

Aldığı cevap kısa ve kesinmiş:

—Hayır, asla!

Bu, kamuya açık bir beyan değil, bir gazeteci arkadaşımın aktardığı özel bir konuşmadır. Fakat doğru kabul edildiğinde, sözünü ettiğimiz zihinsel yapıyı açıkça göstermektedir: Teklifin içeriğine değil, sahibine bakmak; ülkenin yararına olduğu kabul edilen bir düzenlemeyi yalnızca CHP’den geldiği için reddetmek…

Bunun adı siyasi muhalefet değil, ideolojik vetodur.

Siyaset biliminde “negatif partizanlık” diye adlandırılan tutum da biraz budur: İnsan, kendi partisini ne kadar sevdiğinden çok karşı partiden ne kadar nefret ettiği üzerinden siyasi kimlik kurar. Böyle bir anlayışta siyaset, doğru ile yanlış arasında tercih yapma alanı olmaktan çıkar; “bizden olanlar” ile “bizden olmayanlar” arasındaki bir kimlik savaşına dönüşür.

Burada mesele CHP’nin kusursuzluğu değildir. Elbette CHP’nin parti içi sorunları, kadro tercihleri, belediye yönetimleri ve siyasi transferleri eleştirilebilir. Fakat eleştiri, partinin adından değil yaptığı işten hareket etmelidir.

Babacan’ın sözündeki asıl problem de budur. CHP’nin sağladığı liste imkânlarıyla DEVA Partili adayların Meclis’e girdiği unutularak CHP’nin ülkenin kendisine bırakılamayacağı tehlikeli bir yapı gibi sunulması, siyasi hafıza ve vefa bakımından sorgulanmaya açıktır.

Ölçü aslında son derece basittir:

CHP ülkenin yararına bir iş yaptığında onu destekleyebiliyor musunuz? AK Parti yanlış yaptığında ona karşı çıkabiliyor musunuz?

Bu iki soruya siyasi kimliğinizden bağımsız olarak cevap veremiyorsanız savunduğunuz şey adalet değil, yalnızca kendi mahallenizin iktidarıdır.

Hüseyin BAY

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.