SON YİRMİ YILIN EN BÜYÜK SİYASİ DÖNÜŞÜMÜ: TERÖRSÜZ TÜRKİYE
MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çıkışı, bana göre son yirmi yılın en büyük siyasi dönüşümüdür. Bu çıkış aynı zamanda beni heyecanlandıran ve bu konuda MHP’nin yanında yer alarak destek vermemi sağlayan en önemli siyasi projedir. Umarım başarılı oluruz; ülkemizde huzur ve kardeşliğin tesisiyle ortaya çıkacak maddi ve manevi güzellikleri görme fırsatına da erişiriz.
Bu sorunun kolay çözülemeyeceği konusunda herkes hemfikirdir. Ancak bu, çözülemeyecek, hatta bizim çözemeyeceğimiz bir problem de değildir. Sabır, teenni, kararlılık, akıl ve vicdan kadar geleceğe dair tasavvurumuz da bu sorunu çözmemizi zorunlu kılmaktadır.
Bu meyanda, Star Masası’nın bu haftaki konuğu Afyonkarahisar MHP İl Başkanı Ahmet Kahveci’nin konuya ilişkin düşüncelerini özetleyerek ben de bir katkı sunmak isterim. Kahveci’nin değerlendirmesinin hemen hemen her satırına katıldığımı da özellikle ifade etmeliyim.
Ahmet Kahveci’nin düşünceleri özetle şöyledir:
‘’Siyaset, toplumun problemlerini hukuki ve insani yollarla çözmek için yapılır. Türkiye’nin yaklaşık elli yıldır devam eden bir terör sorunu var. Devlet, bu süre boyunca silahlı mücadele yürüttü.
Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, bir grup toplantısının ardından DEM Partili milletvekillerine elini uzattı ve sonrasında “Terörsüz Türkiye” konusunda güçlü bir çıkış yaptı. Elli yıllık silahlı mücadelenin belirli bir noktaya kadar sonuç verdiğini, fakat artık farklı bir çözüm üretmek gerektiğini gördük. Terörün sona ermesi gerekiyor ki Türkiye, elli yıldır ayağına vurulan bu prangadan kurtulsun.
Elbette dış destekçilerin ülkemize yönelik hesapları var. Meselenin iktisadi, ticari, siyasi, hukuki ve hatta dinî boyutları bulunuyor. “Terör bitsin.” demek, terör örgütünü meşrulaştırmak anlamına gelmez. Bu hesapların nihai hedefinde Türkiye’nin zayıflatılması vardı.
Türkiye, Suriye konusunda dirayetli bir tutum sergiledi. “Terörsüz Türkiye” söylemi zamanla “terörsüz bölge” anlayışına dönüştü.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tutumları, önümüzdeki yıllarda Türkiye’ye yönelik daha büyük gerilimlerin yaşanabileceğini gösteriyor. Böyle bir ortamda ülkemizde birlik, beraberlik ve kardeşlik yoksa dışarıdan gelen tehditlere karşı güçlü duramayız. Türkiye, iç kalesini tahkim etmek zorundadır. Kürt kardeşlerimizin PKK’dan ayrı olduğunu göstermemiz gerekiyordu; bunu da gösterdik.
Allah şehitlerimize rahmet, ailelerine sabır ve sağlık versin. Onların vatan için yaptıklarını hiç kimse görmezden gelemez. Biz, başka ailelerin aynı acıyı yaşamasını istemiyoruz.
Terörle mücadelenin ekonomik maliyeti de çok büyüktür. Teröre harcanan kaynakların ekonomiye, emekli ve memur maaşlarına, gençler için yeni iş alanlarının oluşturulmasına ayrılmasını kim istemez?
Hazırlanacak hukuki çerçevede Anayasa’nın ilk dört maddesine dokunulmaması temel şarttır. Üniter devlet yapısı bozulmayacak, toprak verilmeyecek, bayrak değişmeyecek ve ezan susmayacaktır. Suç işleyenler cezalarını çekecektir. Suça karışmamış, küçük yaşta dağa götürülmüş ve herhangi bir eyleme katılmamış kişiler konusunda ise devletin istihbarat birimleri gerekli ayrımı yapabilecek güçtedir. Bu kişiler için denetimli mekanizmalar değerlendirilebilir.
Silahların bırakılmasından, terörün sona ermesinden, ülkenin rahatlamasından ve kardeşliğin güçlenmesinden niçin rahatsız olunduğunu anlamıyorum. Sanki bütün terör suçluları serbest bırakılacakmış gibi bir algı oluşturuluyor. Böyle bir şey yok. Kesinleşmiş cezası olanlar cezalarını çekecek; cezaları bittiğinde ise hukuk gereği serbest kalacaklardır. Bu mesele yalnızca MHP’nin değil, bütün ülkenin sorunudur.
Bugün örgütün önemli bir bölümü sınırlarımızın dışına çıkarılmış olabilir. Ancak teknolojinin ve bölgesel şartların sürekli değiştiğini unutmamalıyız. Örgütün yarın yeniden saldırmayacağının garantisi yoktur. Siyaset çözüm için vardır; biz de bu meseleyi kalıcı biçimde çözmek istiyoruz. Burada oy hesabı yapmıyoruz.’’