Gidene Güle Güle Gelene Merhaba

Yayınlama: 24.02.2026
A+
A-

Vali, Türkiye’de merkezî yönetim erkinin yereldeki temsilcisidir. Merkez ile yerel arasındaki gerilimin ortasında duran bir irtibat noktası. Kelimenin kökeni, Arapça “yakın olma”, “yönetme”, “sahip olma” ve “koruyuculuk” anlamlarına gelen velâ kelimesine dayanır. Kısaca vali; yöneten, yakın olan, koruyan ve sahip olan anlamlarını içerir.

Modern Türkiye’de vali, Cumhurbaşkanı tarafından atanan; devletin il düzeyindeki temsilcisi, kamu düzeninin koruyucusu ve merkez ile yerel arasındaki idarî koordinasyonu sağlayan atanmış bir bürokrattır. Bu yönüyle kelimenin köken anlam bütünlüğünü de büyük ölçüde koruduğu söylenebilir.

Türkiye’de valilik kurumu, kökenlerini Osmanlı’daki vilayet sisteminden alır. 1864 Vilayet Nizamnamesi ile merkezî devlet, yereli daha sistemli bir biçimde yönetmeye başlamış; vali, padişahın temsilcisi olarak hem idarî işlerden hem de güvenlikten sorumlu en üst otorite olmuştur. Cumhuriyet’le birlikte (1923 sonrası) vali; devletin ildeki temsilcisi, kamu düzeninin sorumlusu ve merkezî idarenin uygulayıcısı olarak tanımlanmıştır. Günümüzde vali, T.C. İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır ve Cumhurbaşkanı kararıyla atanır.

Valiler, anayasal çerçeveye uygun olarak 126. maddeye ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre görevlerini yerine getirmek zorundadır. Peki, memur oldukları yasal çerçeveye uygun uygulamaları her zaman hayata geçirebildikleri söylenebilir mi? Ortaya çıkabilecek küçük aksaklıklar dışında genel olarak “evet” denilebilir.

Türkiye’nin tek parti sistemiyle yönetildiği dönemlerde, vali konumu zaman zaman devletin temsilcisi olmaktan ziyade iktidardaki partinin il başkanı gibi algılanmış ya da fiilen bu işlevi üstlenmiştir. Nitekim 1936–1949 yılları arasında vali ile il başkanlığının aynı kişide birleştiği bir uygulama da hayata geçirilmiştir. Bu süreçte valiler, partinin ideolojik, vesayetçi, baskıcı ve tek tipleştirici politikalarının kimi zaman doğrudan uygulayıcısı, kimi zaman da takipçisi konumunda olmuşlardır.

Günümüze geldiğimizde valilik anlayışının, yetki ve sorumluluk bakımından, geçmişte eleştirilen tek parti uygulamalarını andıran bir çizgiye yaklaştığını görmek zor değil. Valiler kendilerini çoğu zaman devletin tarafsız temsilcisi olarak değil, Cumhurbaşkanı’nın temsilcisi olarak konumlandırıyor. Görev ve yetkilerinin kaynağı olan kanun ve yönetmelikleri hatırlatmak yerine, sık sık Cumhurbaşkanı’na atıfta bulunuyorlar. Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olması da bu tabloyu daha görünür hâle getiriyor. Böylece valilik makamı ile parti siyasetinin sınırları zaman zaman belirsizleşiyor.

Afyonkarahisar örneğinden hareketle durumu daha da somutlaştırabiliriz. Bakan yardımcılığına yeni atanan Sayın Valimiz Kübra Güran Yiğitbaşı, yukarıda çizdiğimiz çerçeveye en uygun valilerden biri olmuştur. Afyonkarahisar’a atanan ilk kadın vali olmaktan ziyade, taktığı başörtüsü sebebiyle Türkiye’deki ilk başörtülü vali imajı öne çıkarılmıştır. Özellikle AK Parti ve çevresi tarafından en büyük özelliğinin başörtülü olması vurgulanmıştır. Her ortam ve platformda valinin bu simgesel durumu öncelenmiştir. Valinin üzerine yapışan bu simgesel baskı durumu valiyi devletten ve halktan öte kamuoyunda iktidarın valisi gibi bir algının oluşmasına yol açmıştır.

Afyonkarahisar yerel basını ve AK Parti kamuoyu, valiyi valiliğin gerektirdiği faaliyetlerden ziyade Cumhurbaşkanı’na yakınlığı üzerinden değerlendirmiştir. Yine bu meyanda, iktidar partisine yakın dernek, cemaat, vakıf ve STK’larla olan ilişkilerinin öne çıkarılması da önemli kıstaslardan biri olmuştur.

Vali’nin zaman zaman, her Afyonkarahisar’ın da fark edebileceği ölçüde, CHP’den aday olarak yerel seçimlerde belediye başkanı seçilen Burcu Köksal ile siyasi rekabet içinde olduğu izlenimi vermesi; parti siyaseti ile valilik görevleri arasındaki sınırların karıştırıldığına dair tartışmaları güçlendirmiştir. Belki böyle bir niyeti olmamıştır; ancak tarafsız kamuoyu nezdinde bu yönde bir imajın oluşmasına da engel olamamıştır.

Sayın vali insani olarak anlayışlı, kibar, sempatik ve ahlaklıdır. Kendisini yakinen tanıyanların şahitliklerinin bu çerçevede olduğunu birçok kişiden duyabilirsiniz. Yakın ilişkiler için bu özellikler takdire şayandır. Ancak, devletin, halkın ve kanunun valisi olmaktan daha çok iktidarın valisi görüntüsü vermesi sebebiyle geride hiç de iyi bir imaj bırakamadığını söyleyebiliriz.

Temennimiz, yeni görevinde devleti ve milleti adına başarılı bir bürokratlık örneği sergilemesidir. “İlk başörtülü vali” gibi sembolik bir kimlikle öne çıkmak yerine, tepkisellikten uzak ve hukukun sınırları içinde yürütülecek bir görev anlayışıyla kendi potansiyelini, birikimini ve yeteneklerini ortaya koyacağına inanıyoruz.

Bir diğer temennimiz, bakan yardımcılığı görevine atanan eski Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı’nın yerine, Uşak Valiliği’nden Afyonkarahisar Valiliği’ne atanan Dr. Naci Aktaş’ın yeni görevinde başarılı olmasıdır.

Sonuçta makamlar gelip geçer; kurumsal hafıza kalır. Devletin itibarı kişilere değil ilkelere dayanır. Bu nedenle görevini tamamlayıp ayrılana teşekkür ederek “güle güle” deriz; görevi devralanı ise aynı bilinçle, hukuka ve millete sadakat beklentisiyle “merhaba” diye karşılarız. Zarafetle eleştirir, adaletle hatırlarız. Çünkü mesele kişiler değil; devletin tarafsızlığıdır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.