Yüksek lisans ve doktora başvuru listelerine bir ara kafayı takmıştım. Bahar ve güz dönemlerine bakıyordum; kim, nasıl giriyor diye.
Önce başvuruyorsun. Ne lazım? ALES, diploma notu, yabancı dil puanı.
“15 kişi alınacak” diyorlar. Başvuranlar başarı sıralamasına göre yayınlanıyor. Mülakat yapılıyor.
Ama bir de bakıyorsun, sıralamaya giren 15 kişiden en az 10’u liste dışı.
Hop, yerine 25., 30., 40. sıralardan kişiler ilk on beşin içine giriyor.
Şimdi yine kızacaklar ama “Babası sayesinde işe girdi” diyenler var ya, işte bu sıraları atlayarak yüksek lisans, doktora yapıp yine başarı sıralamalarını delerek, kendi babaları sayesinde, eş dost sayesinde “Dr. oldum” diye gezip duruyorlar.
Şimdi size bazı örnekler vereceğim.
Bir öğrenci yüksek lisans için başvurdu. Sıralamada ilk üçte. Mülakat sonucunda 1. sıradan listeye girdi.
Sıralama dışından giren öğrenciyle aynı dersi alırlar.
Öğrencilerin danışmanları belirlenir.
Dersler başlar. Vizede ve finalde Osmanlıca ödev verilir: “Tercüme edin, Türkçeye çevirin.”
Danışmanları farklı iki öğrenci. Havalı ve sağı solu belli olmayan bir profesörden derste kalmamak için beraber Türkçeye çevirirler. Yetmez, bir de para verip doğru mu diye bu işleri yapan birine gösterirler. İki öğrencinin ödevi de aynı.
Ama öğrencilerden birinin danışmanı dersin hocası, diğerinin danışmanı üniversitenin bölümünde en üst konumda.
Nereden bilsin öğrenci, iki hocanın birbirine takık olduğunu, aralarında ciddi rekabet bulunduğunu?
Kendi öğrencisinin ödevini geçirir, diğerini bırakır. Danışmanı farklı olan öğrenci o dersten kalır.
Tabii öğrenci ne yapar? Hiç muhatap olmaz. Başka bir yol dener. O hocanın yakın olmadığı başka bir hocadan ders alır, o hocayı devre dışı bırakır.
Öğrenci, dersini başarıyla geçer.
Yine başka bir üniversite yüksek lisans için duyuruya çıkar.
Eğitim fakültesi mezunu bir genç liste dışı kalır. Merak eder, sorar: “Beni niye liste dışı bıraktınız?”
Kendisi de zamanında liste dışından, babası sayesinde yardımcı doçent olmuş biri kasıla kasıla cevap verir:
“Biz bilim insanı yetiştiriyoruz.”
Öğrenci cevap verir:
“Bilim insanı mı yetiştiriyorsunuz, emin misiniz? Bütün bölüm öğrencilerinize formasyon veriyorsunuz onlar da “Öğretmen oldum” diyorlar. Hiçbiri bilim insanı olmuyor, öğretmen olmak için KPSS’ye giriyor.
Kaç tane bilim insanı yetiştirdiniz?”
Deyince yardımcı doçent kalakalır.
Ben de çok merak ediyorum: Kaç bilim insanı çıkardı?
Şimdi başka bir üniversite. Yine yüksek lisans öğrencisi, yine danışman hikayesi.
Kendi öğrencilerini, özellikle İngilizce bölümü mezunlarını tercih ediyor. Onlara bal şeker, diğer öğrencilere etmediği hakaret kalmıyor. Öğrenciler cevap verdiğinde daha da sinirlenip, çoğu meslek sahibi olanlara söylemediği lafı bırakmıyor.
Hoca makale ödevi veriyor. Danışmanlığını yaptığı öğrencileri geçiriyor.
Meğer onlara İngilizce makaleleri çevirtirmiş. Karşılığında hem derslerden hem de seminer yaptırmadan not verirmiş.
Danışmanı olmadığı öğrencinin makalesini beğenir. Makale araştırmaya dayalı olduğu için hoca balıklama atlar.
Danışmanlığını yapmadığı öğrencinin makalesini yayınlamak ister. Öğrenci de “Yayınlayın” der.
Makale yayınlanır ama kimin adına? Hoca kendi yapmış gibi yayınlar.
On yıl önce başka bir üniversite. Yine “15 kişi alınacak” diyorlar.
Listeye ilk beşten giriyor öğrenci, mülakat başlıyor.
Çok bilmiş gibi, alaycı sorular soruyorlar.
Öğrencinin CV’sinde okula ne zaman başladığı, ne zaman bitirdiği yazıyor.
“Ha ha” diyor, “Sen 4 yılı 5 yılda bitirmişsin, biz seni almayız.”
Öğrenci diyor ki:
“Hocam ben onurla mezun oldum. Benim okuduğum eğitim fakültesi 5 yıl, diplomamda Birleştirilmiş Lisans artı Tezsiz Yüksek Lisans yazıyor” diyor.
“Bak gördün mü? Sınıfta kalmış, 4 yılı 5 yılda bitirmiş, bir de karşımızda yalan söylüyor.”
Saçlarını at kuyruğu yapmış erkek hoca, daha hangi okulun kaç yıl olduğunu bilmiyor.
Birkaç dersle ilgili soru soruyorlar. Öğrenci için çok basit sorular. Cevaplıyor.
Gevrek gevrek gülerek öğrenciyi dışarı çıkarırken hala “Sınıfta kalmış” diye alay ediyorlar.
O hocalar kaç kişinin hakkını yedi, Allah bilir.
Bahar ve güz dönemi yüksek lisans yapmak için öğrenciler üniversite üniversite geziyor.
Düzenleme yapılabilir. İsteyen yüksek lisans yapabilmeli, yapmayan zaten devam etmiyor.
Şimdi üniversiteler “Bilim insanı yetiştiriyoruz” diye öğrenci alıyorlar.
Okulu bitiren çoğu bölüm öğrencisi “Ben öğretmenim” diyor.
Neredeyse tıbbı ve hukuku bitirenler de yakında “Ben öğretmenim” derse hiç şaşmayacağım.
Şu muhalefet bol keseden atıyor. Seçimi kazanırlarsa atanamayan bütün öğretmen adaylarını atayacaklarmış.
Bir milyonu geçmiş öğretmen adayı var.
Kimi, nereye atayacaksınız?
Her üniversiteyi bitiren “Ben öğretmenim.” diyor.
Bunun sonu nereye varacak?