Toplumda öfke, çoğu zaman olumsuz bir duygu olarak görülür.
Oysa bazı öfkeler vardır ki, yıkım değil; bilincin, vicdanın ve sorumluluğun dışa vurumudur.
Zeki insanlar daha sık sinirlenir.
Çünkü dünyayı olduğu gibi değil, olabileceği gibi görürler.
Her tutarsızlık, her adaletsizlik, her akıl dışı olay onlar için bir uyarı gibidir.
Beyinleri, gördüğü hatayı düzeltmeden huzur bulamaz.
Toronto Üniversitesi’nin araştırmaları da gösteriyor ki; bilişsel duyarlılığı yüksek kişiler, aptallığa ve adaletsizliğe karşı daha yoğun tepkiler verirler.
Bu öfke, şikâyet değil, değişimin enerjisidir.
Günlük hayatın içinde bu öfkeyi pek çok anla hissediyorum:
Televizyonda haber izlerken, sosyal medyada paylaşımlara ve yorumlara baktığımda, Türkiye Süper Lig maçlarını takip ederken bile öfkeleniyorum.
Çevremdekiler bu öfkeme anlam veremiyor; bunu hissedebiliyorum. Çünkü toplumsal baskı, hukuksal düzen—bir tür pıstırılmış, sindirilmiş insan istiyor.
Benim görüşüm net: öfkelenmek iyidir.
Siz de öfkelenin, karşı çıkın, kabul etmeyin.
Çünkü ilgisizlik körelmiş bir bilincin işaretidir; eğer hâlâ kızıyorsanız, hâlâ umursuyorsunuz demektir. Hâlâ inanç, hâlâ vicdan vardır.
Zeki insanın öfkesi; tembelliğe, adaletsizliğe, umursamazlığa değil, potansiyelin harcanmasına, gerçeğin çarpıtılmasına ve iyiliğin bastırılmasına yöneliktir.
Bazı insanlar sustukça huzurlu görünür; bazıları ise öfkelendikçe olgunlaşır. Birinin huzuru kabullenmeden, diğerinin huzuru değiştirmedendir.
Ve son söz:
Bir memlekette erdemliler, zalimler kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.
Öfke zehir olmaktan çıkıp yakıt haline geldiğinde, dünyayı değiştiren en büyük güç olur..