Bir milletin varlığı sadece sınırlarla korunmaz. Onu ayakta tutan üç şey vardır: bayrağı, dili ve hatırası.
Bayrak gökyüzünde dalgalanır, dil insanların kalbinde yaşar, hatıralar ise bir milleti millet yapan ruhu taşır.
Bu yüzden bazı değerler vardır ki tartışılmaz. Çünkü onlar bir milletin sadece sembolü değil, varlığının özüdür.
İstiklal Marşı bu milletin sadece bir şiiri değildir. O, esaretin eşiğinden dönmüş bir milletin ayağa kalkışının sesidir. Bu dizeleri kaleme alan Mehmet Akif Ersoy bu sözleri Türklere yazmıştır. Çünkü o dizeler bu milletin mücadelesini, inancını ve bağımsızlık iradesini anlatır.
Son zamanlarda İstiklal Marşı’nın farklı dillerde okunması üzerine yapılan tartışmalar, meseleyi yanlış bir noktaya taşıyor. Söylenen şey bir dile karşı olmak değildir. Arapça elbette saygı duyulan köklü bir dildir. Ancak mesele çok daha derindir.
İstiklal Marşı Türk milletinin bağımsızlık sesidir.
Bir milletin bağımsızlık marşı başka bir dilde okunursa, o marşın ruhu aynı kalır mı?
“Korkma” diye başlayan bir marşın gücü sadece anlamında değil, o kelimenin Türk milletinin kalbinde yankılanmasındadır.
Bu topraklarda bayrak sadece bir kumaş parçası değildir.
Bayrağımızın kırmızısı sıradan bir renk değildir. Atalarımızın kanıdır.
O bayrak yere düşmesin diye can verenlerin hatırası vardır onda.
O yüzden bu millet, gerektiğinde canını verir ama bayrağını yere düşürmez.
Bayrağımız, dilimiz ve İstiklal Marşı’mız…
Bunlar sadece semboller değildir.
Bunlar bizim benliğimizdir.
Dilimiz kimliğimizdir.
Bayrağımız onurumuzdur.
İstiklal Marşı’mız ise özgürlüğümüzün sesidir.
Elbette başka dillere çevrilebilir, dünyaya anlatılabilir. Fakat bir gerçek değişmez:
Bir milletin marşı kendi dilinde söylenir.
Çünkü o marş bir çeviri değildir.
O marş bir milletin kalbinden yükselen sestir.
Ve o sesin dili bellidir.
Türk’ün marşı Türkçe söylenir.
Sibel ŞENOCAK