“Rutinine dikkat et, çünkü hayatın tam da orada geçiyor.”
İlk duyduğunda sıradan bir cümle gibi gelir. Ama biraz düşününce insanın içine sessizce yerleşen bir hakikati taşır. Çünkü çoğumuz hayatı hep büyük şeylerde arıyoruz.
Büyük başarıda…
Büyük aşkta…
Büyük evde…
Büyük fırsatta…
Sanki mutlu olmak için olağanüstü bir şey yaşanmalı gibi bekliyoruz. O gün gelince yaşayacağız sanıyoruz. Oysa beklerken ömür geçiyor.
Bir de yetmiyormuş gibi, elimizde olanı yaşamak yerine başkasının hayatına bakıyoruz. Kendi soframızdaki ekmeği küçümseyip başkasının tabağına özeniyoruz. Kendi yolumuza bakmak yerine başkasının hızını ölçüyoruz. Böylece anı kaçırıyor, kendimizi olmayana odaklıyor, olanı da fark etmeden kaybediyoruz.
Hayat çoğu zaman manşetlerde değil, dipnotlarda saklıdır.
Sabah içilen sıcak bir çayın buharında…
Annenin “Yedin mi?” diye sormasında…
Babanın sessizce bıraktığı bir nasihatte…
Sevdiğin insanın durduk yere attığı bir mesajda…
Akşamüstü güneşinin pencereye vurmasında…
Yorgun bir günün sonunda edilen kısa bir sohbette…
Biz bunları küçük sanıyoruz. Çünkü alışıyoruz. Sürekli olanın değerini geç fark ediyoruz.
İnsan garip bir varlık…
Kaybedene kadar kıymet bilmiyor.
Varken görmüyor, yok olunca arıyor.
Yanındayken susuyor, gidince özlüyor.
Bugün birçok insanın mutsuzluğu imkânsızlıklardan değil, nimet körlüğünden geliyor. Hep eksiğe bakıyoruz. Hep olmayana odaklanıyoruz. Olanı sıradanlaştırıyoruz. Günlük hayatımızdan şikâyet ederken, aslında bir başkasının hayalini yaşadığımızı fark etmiyoruz.
Bir kahve içebiliyorsan,
Arayabileceğin sevdiklerin varsa,
Kapısını çalabileceğin bir dostun varsa,
Yürüyebilecek sağlığın, düşünebilecek aklın varsa…
Sanıldığından daha zenginsin.
Hayat büyük şeylerden çok, tekrar eden küçük şeylerin toplamıdır. Ve o küçük şeyler bir gün ansızın bittiğinde, aslında en büyük şeyin onlar olduğunu anlarsın.
Bu yüzden rutinine iyi bak.
Çünkü hayat çoğu zaman gösterişli anlarda değil, kimsenin alkışlamadığı sıradan günlerde geçer.
Ve unutma…
Hayat, gözden kaçan rutinde saklıdır.
Sibel ŞENOCAK