Yazıma biri on dört yıl öncesinden, diğeri ise daha iki gün öncesinden iki küçük anekdotla başlamak istiyorum.
On dört yıl önce ben AK Partili bir belediye başkanıydım. Burcu Hanım da bir davamın karşı tarafında yer alan bir müvekkildi. O günlerde bir vesileyle kendisine şunu söylemiştim:
“Bizim partinin sizin gibi özgüveni yüksek, prezantabl, çalışkan ve başarılı bir hanımefendiye ihtiyacı var. AK Parti’de siyaset yapsanız iyi olur.”
Cevabı çok netti:
“Asla! Söz konusu bile olamaz!”
Aradan yıllar geçti. Siyaset değişti. Şartlar değişti. İnsanlar değişti. Belki ilkeler değişti. Belki de ilkelerin yerini gerekçeler aldı.
İkinci anekdot ise dün değil, bir önceki akşam yaşandı. Çarşamba gecesi saat 22.00 sularında telefonum çaldı. Arayan, eski bir AK Parti il yöneticisiydi.
“Nasıl gazete yazarısın?” dedi.
“Hayırdır?” dedim.
“Burcu Başkan AK Parti’ye geçiyor,” dedi.
“Nasıl olacak şimdi?” diye sordum.
“Kendisine ve eşine ulaşılamıyormuş. Bu iş bitmiş,” dedi.
“Peki sebep ne?” dedim.
O noktada kulağıma gelen şey, Afyon siyasetinde o gece fısıltıyla dolaşan en ağır, en kirli ve en tehlikeli iddialardan biriydi. Ben o iddiayı burada tekrar etmeyeceğim. Çünkü delilsiz itham, siyaset değil; karakter suikastıdır. Fakat şunu sordum:
‘’Siz Yolsuzlar Partisi misiniz?’’ “Yani insanlar bir ithamdan kaçmak için iktidara mı sığınır? Eğer ortada suç varsa hukuk konuşmalı değil mi?
Telefondaki kişi güldü. Bir şey demedi.
Ertesi gün boyunca eski ve yeni birçok AK Partili yöneticiyle görüştüm. İlginç olan şuydu: Zafer kazanmış gibi değillerdi. Sevinçli değillerdi. Coşkulu hiç değillerdi. Çoğunun yüzünde aynı duygu vardı: şaşkınlık, mahcubiyet, kaygı ve içten içe büyüyen bir “Acaba?” sorusu.
Çarşamba gecesi ve perşembe günü boyunca Afyon’un, kısmen de Türkiye’nin gündemi birkaç kelimenin etrafında döndü: Burcu Köksal, CHP, AK Parti, istifa, transfer, baskı, korku, çıkar, etik, iddia, kendini kurtarma, siyasi gelecek…
Dikkat ediniz; bu kelimeler arasında adalet yoktu. Hukuk yoktu. Vefa yoktu. Sadakat yoktu. Dürüstlük yoktu. Seçmen iradesi yoktu. Ahlak yoktu.
Asıl ürkütücü olan da budur.
Bir belediye başkanının parti değiştirmesinden daha ağır olan şey, toplumun bu değişimi hangi kavramlarla tartıştığıdır. Çünkü kavramlar, bir toplumun ruh haritasıdır. Eğer bir siyasi olay konuşulurken insanların aklına önce ilke, hizmet, hukuk, temsil ve demokrasi değil de baskı, korku, pazarlık, dosya, şantaj ve menfaat geliyorsa; orada mesele bir kişinin parti değiştirmesini çoktan aşmış demektir.
Berkeley’in meşhur sözü vardır:
“Var olmak algılanmaktır.”
Elbette Berkeley bu sözü bugünün siyasi iletişim düzeni için söylememişti. O, varlık ve algı meselesini felsefi düzlemde tartışıyordu. Fakat modern siyasette bu söz neredeyse korkunç bir hakikate dönüşmüş durumda: Siyasette çoğu zaman gerçek neyse o değil, insanların ne algıladığı belirleyici oluyor.
Burcu Başkan niçin geçti?
Bunun tam gerçeğini belki kendisi bilir, belki en yakınındaki birkaç kişi bilir, belki de kimse tam olarak bilemez. Biz dışarıdan bakanlar olarak sadece bize yansıyanı görürüz. Yani olayın çıplak hakikatini değil; kamuoyunda oluşturduğu görüntüyü, izlenimi, gölgeyi ve tortuyu biliriz.
Tam burada Kant devreye giriyor.
Kant’a göre biz eşyanın kendisini, yani “kendinde şey”i doğrudan bilemeyiz. Biz, zihnimizin zaman ve mekân formları ile anlama yetimizin kategorileri içinden süzülmüş olan şeyi biliriz. Yani bizim bildiğimiz dünya, çıplak hakikatin kendisi değil; bize görünen dünyadır. Kant buna fenomen der. Eşyanın kendinde kalan, bizim doğrudan nüfuz edemediğimiz tarafı ise numendir.
Bugün Burcu Köksal’ın CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçişinin de “numen”ini bilemeyeceğiz. Hakikatin en iç odasında ne konuşuldu, ne pazarlık edildi, hangi gerekçeler öne çıktı, hangi kırgınlıklar birikti, hangi kapılar açıldı, hangi kapılar kapandı; bunların tamamını bilemeyeceğiz.
Ama fenomenini biliyoruz.
Fenomen şudur: CHP’den seçilmiş bir belediye başkanı, kendisine oy veren seçmenin çok önemli bir kısmının rızasını almadan, siyasi kimliğini değiştirmektedir.
Fenomen şudur: Bu geçiş, Afyon’da sevinçten çok şaşkınlık ve kırgınlık üretmiştir.
Fenomen şudur: CHP seçmeni bunu bir irade kayması, hatta bir temsil krizi olarak okuyacaktır.
Fenomen şudur: AK Parti seçmeninin bir kısmı bunu zafer gibi değil, içine sinmeyen bir transfer gibi karşılayacaktır.
Fenomen şudur: Siyasetten zaten soğumuş geniş kitleler, “Bunların birbirinden farkı yokmuş” duygusuna biraz daha yaklaşacaktır.
Ve algı şudur: Bu olay, Burcu Köksal için de AK Parti için de temiz, berrak ve ahlaki bir hikâye olarak kayda geçmeyecektir.
Siyasette bazen hakikatin kendisinden çok, hakikatin gölgesi hüküm sürer.
Bugün Afyon’da konuşulan şey de biraz budur.
Hakikat nerede duruyor, bilmiyoruz.
Ama gölge çoktan düştü.
Ve siyasette bazen gölge, hakikatten daha ağırdır.