Daha önce kaleme aldığım dört yazıda, “Cumhurbaşkanlığı Seçimleri İçin: Şeytan Ayrıntıda Değil; Örüntüde ve Süreçte Saklı (1–4)” başlığı altında, iktidarın CHP özelinde muhalefete karşı yürüttüğü etkisizleştirme ve ötekileştirme süreci üzerinde durmuştum.
Bu yazıda ise CHP’nin bu süreçteki etkisini, tavrını ve bu sürece karşı verebileceği karşılığın ne olması gerektiğini ele almak istiyorum.
CHP’nin geçmişten taşıdığı kurucu parti refleksi ve buna eşlik eden “bana bir şey olmaz” anlayışı, hem parti kurumsallığına hem de yönetici ve taraftarlarına aşırı bir güven yüklemiş; bu durum zamanla bir güven sarmalına dönüşmüştür.
Bu sarmaldan çıkılamaması;
kendilerini dev aynasında görmelerine,
halka ve diğer siyasi aktörlere tepeden bakmalarına,
kendilerini ülkenin asli unsuru kabul edip başkalarını “öteki” olarak konumlandırmalarına,
adaletin daima kendi lehlerine işleyeceği zehabına kapılmalarına,
sorgulanamaz olduklarına inanmalarına,
kendilerini “aydın, ilerici”; diğer toplumsal kesimleri ise “gerici, cahil” gibi nitelemelerine yol açmıştır.
Bütün bu yaklaşımlar, üstten bakan seçkinci bir tavrın ve kaba partizanlığa varan bir sektaryenliğin zeminini oluşturmuştur.
Bu durum ise, kendilerine yönelik toplumsal bir tepkinin doğmasına ve bu tepkinin sınırlarını öngörememelerine neden olmuştur.
Bununla birlikte, uzun süredir iktidara gelemeyişin oluşturduğu gerilimi aşmak amacıyla “öteki” olarak gördükleri toplumsal kesimlerle barışma ve yeni bir eşitlik zemini kurma yönünde attıkları adımlar meyvesini vermeye başlamıştır.
Bu süreç; yeni siyasi aktörlerle birlikte girilen seçimlerde, önce İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde, ardından ülkenin geniş kesimlerinde elde edilen yerel yönetim başarılarıyla somutlaşmış; böylece ilk kez iktidar ihtimali belirgin bir ufuk olarak ortaya çıkmıştır.
Elde ettikleri birçok belediyede ciddi hizmetler üretmiş ve önemli bir kısmında seçim başarılarını sürdürmüş olmalarına rağmen, bazı belediyelerde yanlış aday tercihleri, kadro yetersizliği ve yeni personelin deneyimsizliği nedeniyle çeşitli hatalar yapılmıştır.
Bu tür aksaklıklar ise, CHP’yi zayıflatmak ve onun güçlü bir siyasi alternatif hâline gelmesini istemeyen muktedir ve muhteris iktidarın amaçlarına hizmet eden sonuçlar doğurmuştur.
Ayrıca, parti içi tartışmaların ve kişisel çıkar mücadelelerinin kamuoyu önünde yürütülmesi, hatta bazı mücadele biçimlerinin hukuki zemine taşınması, iktidarın elini güçlendiren unsurlar arasında yer almıştır.
Buna rağmen, hem genel başkan Özgür Özel’in hem de mevcut teşkilatın özverili ve yoğun gayretleri sayesinde partinin ayakta kalmayı başarmış olması, hem kurumsal yapı hem de kendisine güvenen seçmenler açısından takdire şayandır.
Bu mücadele, yalnızca partinin geleceği açısından değil, aynı zamanda Türkiye demokrasisi ve ülke esenliği bakımından da büyük bir önem taşımaktadır. Bu itibarla, CHP’nin atması gereken adımları kısaca hatırlatmakta fayda görüyorum:
Öncelikle, geçmişte kurulan ittifak ve birlikteliklere zarar verecek tavır ve davranışlardan uzaklaşılmalı; kullanılan dile de azami özen gösterilmelidir. Genel başkanın ortaya koyduğu titiz ve dengeli dil, tüm teşkilata ve seçmen tabanına yaygınlaştırılmalıdır.
Parti içinde var olan “çürük elmalar”, “bizdendir” anlayışıyla korunmamalı; gerektiğinde ihraç mekanizmaları işletilerek tarafsız seçmende oluşabilecek şüphelerin önüne geçilmelidir.
Verilen mücadelenin, parti geleceğinden ziyade ülkenin geleceğine dair bir sorumluluk taşıdığı vurgulanmaya devam edilmeli; bu doğrultuda cephe genişletilmeli ve mevcut hat tahkim edilmelidir.
Hem iç hem de dış kamuoyuna yönelik iletişim, savrulmadan; soğukkanlı, tutarlı ve istikrarlı bir çizgide sürdürülmelidir.
Parti içi mücadeleler askıya alınmalı; bu süreçte disiplin zedeleyici her türlü davranıştan kaçınılmalıdır.
Bunun yanında, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve dış politika sorunları konusunda somut ve ciddi çalışmalar ortaya konulmalı; hem mevcut seçmene hem de potansiyel seçmen kitlesine umut olmaya devam edilmelidir.
İşlerinin zor olduğunun farkındayım. Ancak ülkenin ciddi ve güçlü bir muhalefete ihtiyacı vardır—hem de her zamankinden daha fazla.
Muhalefeti yaşatmanın, yalnızca muhalefet partilerinin değil, aynı zamanda bütün ülke seçmenin de sorumluluğu olduğunu unutmamak gerekir.
14.04.2026
Hüseyin BAY
Yine güzel bir yazı olmuş…Bazı şeyleri kısa ve öz metinlerle anlatmanız gerçekten haklı dedirtti gercekten
Bakış açın ve eleştirilerin değerlidir.
Toplumun tümüne fayda sağlayacak gelişmelerin olması zorunludur, mecburidir.
Geliş sebeplerinin unutulmaması halinde zaten ülkece düze çıkarız. Yerer ki iyi niyetli ve olnası gerektiği bir düzen sağlansın.
Bu düzenin değişmesi şart!