Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Kendi ile meşgul olmayanı başkaları işgal eder.”
Bazı işgaller sessiz başlar. Ne bir siren sesi duyulur ne de yıkılan duvarların gürültüsü… Önce birkaç merakla kapı aralanır. “Kim ne yapmış?”, “Kim nereye gitmiş?”, “Kim benden daha mutlu?” derken, farkında olmadan insan kendi hayatının anahtarını başkalarının cebine bırakır.
O günden sonra yaşamaya devam eder ama kendi hayatını değil.
Çünkü insanın zihni boşluğu sevmez. Boş bırakılan her alan mutlaka bir şeyle dolar. Bir amacı olmayanın zihni dedikoduyla, bir hedefi olmayanın kalbi kıyasla, bir ideali olmayanın zamanı ise başkalarının hikâyeleriyle dolar. Böylece insan, kendi ömrünün misafiri, başkalarının hayatının bekçisi olur.
Ne acıdır ki en ağır zincirler demirden yapılmaz. Bazıları “Acaba benim hakkımda ne düşündüler?” cümlesiyle örülür. Bazıları bir ekranın ışığında, hiç tanımadığı insanların hayatlarını izlerken fark edilmeden boyna geçirilir. Ve o zincirler insanı öyle sessiz esir alır ki, özgür olduğunu sanarak yaşamaya devam eder.
Bugün kalabalıkların en büyük yalnızlığı da buradan doğuyor. Artık insanlar kendi yolunu yürümekten çok, başkasının ayak izini takip ediyor. İyilikten çok görünürlük, üretmekten çok konuşulmak, değerli olmaktan çok popüler olmak alkışlanıyor. Alkış büyüdükçe karakter küçülüyor; beğeniler arttıkça insan kendinden biraz daha uzaklaşıyor.
Oysa hayat, başkasının vitrinine bakarak güzelleşmez. Sürekli komşunun penceresinden dışarıyı seyreden biri, kendi evindeki gün doğumunu kaçırır. Başkasının bahçesindeki çiçekleri sayarken kendi toprağını kurutur. Sonra da neden hiçbir şeyin yeşermediğini anlamaya çalışır.
İnsan kendine yaptığı kötülüklerin çoğunu düşmanlarından değil, ihmal ettiği benliğinden görür. Çünkü başkasının seni yıkmasına gerek yoktur; eğer bütün dikkatin dışarıdaysa, içeride zaten sessiz bir çöküş başlamıştır.
Bu işgalden kurtulmanın yolu savaşmak değildir; kendine dönmektir. Kendine ait bir hedef bulmak, emek vermek, üretmek, öğrenmek, yorulmak… Çünkü insanın elleri kendi işiyle meşgul olduğunda, gözleri başkalarının hayatına çevrilmez. Kendi yolunda yürüyen, başkasının hızını hesaplamaz.
Belki de insanın gerçek özgürlüğü tam burada başlar. Kendini başkalarının hayatından geri çektiği, kendi ruhuna yeniden yer açtığı anda…
Çünkü insanın zihni bir ülke gibidir. Onu boş bırakırsanız başkaları yönetmeye başlar. Ama kendi bayrağınızı diktiğiniz yerde, artık hiçbir işgal uzun sürmez.